İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yalçın Pekşen: Markiz zamanı…

‘Markiz pastanesi yeniden açılıyor’ haberlerine eşlik eden açıklamalara bakılırsa, esasında Aynalı Pasaj yeni bir düzenlemeyle açılıyor… Markiz işin şaşırtmacası..

Olayı yıllardan beri izlerim; ilgili tüm kişilerle (pastaneyi işleten Avedis Çakır, sonraki sahibi yedek parçacı ve satışına karşı çıkan Haldun Taner dahil) konuşmalar yaptım. Ben de ünlü pastanenin son günlerine yetiştim; çayını, kahvesini içip, pastasından, kekinden yedim. Panolarını seyrettim.

Vardığım sonuç: İncir çekirdeğini doldurmayacak bir konuda haddinden fazla laf edildiğidir.

Markiz durup dururken kapanmadı ve yedek parçacıya laf olsun diye satılmadı. Markiz’in tadını çıkaracak eski insanlar ortadan çekildiği için satıldı.

Eskiden İstiklal Caddesi üzerindeki binaların sahipleri birkaç istisnası dışında yabancılardı. Beyoğlu’nun kültürü de o yüzden yabancıydı. Çelik Gülersoy’un deyişiyle bir asır kadar önce İstiklal Caddesi’nde ‘şarap kültürünün’ temelleri atılmıştı.

Adını Trabzon Rum devletinin son prensi Aleksis’ten alan Beyoğlu’nda küçük bir Paris yaratılmıştı.

Bu ortamda Markiz hoş duruyordu.

* * *

60’lardan sonra şarap kültürü yerini bira ve rakı kültürüne bıraktı. Maksim’in yerini ‘Yengen’, Nisuaz’ın yerini ‘Emmim’, Le Bon’un yerini ‘Madımak’ ve ‘Bacanak’ gibi birahanelerle kebapçılar aldı. İstiklal Caddesi Türkleşti.

Bu ortamda Markiz işlevsiz kaldı.

Son günlerine yetiştim demiştim. Markiz büyük ününe karşın küçük bir yerdi. Bir garsonu vardı (Sonradan Gülersoy tarafından Malta Köşkü’ne alındı) biz fanilere yukardan bakardı. Ismarlanan yiyecek-içeceklerin masaya getirilişi insana ‘bir asır gibi’ gelirdi. Fiyatları o kadar pahalıydı ki, yeni kuşak edebiyatçılar ancak ‘bir hovardalık’ yapmış olmak için gelebilirdi.

Yiyecek ve içeceklerde bir fevkaladelik hatırlamıyorum ancak sunumun zarafeti dikkat çekiciydi.

* * *

Markiz yeniden açılınca yine büyük sorun müşteri olacak gibi görünüyor. Satın alan kişiyle ölümünden önce konuştuğumda aynı gerekçeyi öne sürüyordu:

Pastane müşterisizlik nedeniyle satılmıştı. Kendisinden başka bir alıcı da çıkmamıştı. Mesleği olmadığı için orayı pastane olarak işletemeyecekti. Bir satış mağazasına daha uygun olabilirdi. İşi yedek parçacılıktı ama orada yedek parça satmayı düşünmüyordu.

Ancak basının bombardımanı ve Anıtlar Kurulu’nun kararları karşısında çok ürkmüştü. Hüngür hüngür ağlıyordu.

O röportaja ‘Markiz’i nasıl oto yedek parçacısı yaparsınız?’ diye sormaya gitmiştim. Gazeteye dönerken aklında başka bir soru vardı:

Bir insanın mülkiyet hakları, nasıl bu kadar kanunsuzca elinden alınabilir?

İnşallah Markiz eski görkemli günlerine kavuşur. Eğer kavuşursa bilin ki, Beyoğlu eski günlerine kavuşmuştur. Kavuşmazsa bilin ki, yedek parçacının ‘ahı’ tutmuştur.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: