İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

yog: Dünya yine de dönüyor!

Raffi A. Hermonn / Gazeteci

Milli Eğitim Bakanı Çelik’in imzasıyla yayınlanan genelgeyle, okullarımızda “Asılsız soykırım (!!!) iddialarıyla mücadele” kapsamında ilköğretimde Sosyal Bilgiler, ortaöğretimde de İnkilap Tarihi ve Atatürkçülük derslerinin müfredatlarının 2002-2003 ders yılında değiştirildiği ve “Ermeni, Yunan-Pontus ve Süryani iddialarına ilişkin konular eklendiği” zikrediliyor.

1920’lerde Türkiye’den “zorunlu göç”le ayrılan ve “Diyaspora”yı oluşturan Ermenilerin durumundan, mutlaka bilgi sahibi olduğunu bildiğimiz Sayın Çelik’in genelgesinde, “Konferanslar ve kompozisyon yarışmaları tertip edilmesi” istenerek şöyle deniliyor: “Mümkünse canlı şahitlerin anlatımı sağlanacak. Kaynak kitap olarak da, aralarında Yusuf Ziya Bildirici’nin ‘Adana’da Ermenilerin Yaptığı Katliamlar ve Fransız Ermeni İlişkileri’ ve Erdal İlter’in ‘Ermeni Kilisesi ve Terör’ gibi kitaplarının bulunduğu bir listeden yararlanılabilir.” Genelgenin final sahnesinde, “Bütün il ve ilçelerde ortaöğretim öğrencilerinin katılacağı, ‘I. Dünya Savaşı’nda Ermeni isyanı, faaliyetleri’ kompozisyon yarışması düzenlenecek ve başvuruların 1 Eylül (Dünya Barış Günü’nde) 2003 tarihine dek yapılması, birinci olan kompozisyonların Talim ve Terbiye Kurul Başkanlığı’na gönderilmesi” isteniyor. Böylece ;kompozisyonlarda, Ermenileri kurtaran onurlu Türk ve Kürtlere de değinilmesi istenmiyor anlaşılan. Öyle ya, vuku bulmamış olaylardan neden, kim, nasıl kurtarılmış olabilir ki ? Çocuklarımız, neyi kimi yazacak ?
. Sayın Bakan’ın gayet “safiyane” bir ifadeyle Türkiye insanına yapmış olduğu açıklaması da şöyle: “Amacımız yaşanmış acıların yeniden deşilmesi değildir. Bütün dünyada soykırım iddiaları var. Biz de objektif olarak ‘bu iddialar nedir?’ diye, çocuklarımıza anlatmak istedik. Yaşanmış olayları mantıklı ve objektif bir şekilde anlatmak doğru değil mi? Bu tamimler her okulda yapılır. Ermeniler de bizim vatandaşlarımız. Biz Ermenilerle oturup ‘bu mesele nedir?’ ve ‘hata nerededir?’ diye konuşabiliriz.” Resmi söylem, onlarca yıldan beri şunları söyledi: “Biz yapmadık, asıl Ermeniler Türklere soykırım yaptı”, “Türklerin soykırım yaptığı doğru olsa bile, bu, Ermenilerin kaşınmış olduklarından dolayı vuku bulmuş olabilir”, “Evet karşılıklı kıyımların olmuş olduğu doğrudur, ancak bu bir soykırım değildi”. Ve nihayet “Kayıpların eşit sayıda olmadığı, karşılıklı ve pişman olunası kanlı vakalar” yaşandığı söylemi…

“Yaşanmış olaylardan” ötürü, basit bir “üzüntü” duyulması gerektiğine dair, bugüne dek hiçbir emarenin gözükmemesi ama tam ters yönde acıları deşecek biçime bir yönelme, çok ağır bir durum olsa gerek. Oysa Ermenilerin tüm bekledikleri, “üzüntü” duygusunun ifade edilip, bunun toplumla paylaşılmasından başka bir şey değil! Gelelim Sayın Bakan’ın, “Ermeni iddialarının objektif olarak, ne olup olmadığını, çocuklarımıza anlatmak” istemesine… T.C. resmi makamları, Ermeni iddialarını, ne zamandan beri, hele çocuklara anlatacak kadar anlamışlar ki?

Sayın Bakan’ın buyurduğu “yaşanmış olayları, mantıklı ve objektif şekilde anlatmak doğru değil mi?” sorusuna, yerden göğe hak vermemek mümkün değil! Ama burada, objektifliği yakalayabilmek için “Ermeni iddiaları” sahiplerinin, kaçıyla, nasıl, nerde, hangi koşullarda, ne zaman ve kimlerle görüşüldüğünün bilinmesi gerekmiyor mu? “Konferanslarda canlı şahitlerin, olayları anlatması sağlanacak” deniyor. Nasıl olsa, hiçbir yaşlı Ermeni nine ya da dede ortaya çıkmaz sanılıyor(!!!) Bir de böyle bir Ermeni çıkarsa ne olur? Yine Sayın Bakan; “Biz Ermenilerle oturup,’bu mesele nedir ve hata nerededir?’ diye konuşabiliriz” diyor. Madem, Ermenilerle oturmaya hazırsınız, bu, şimdiye dek oturmamışsınız demektir. Henüz bırakın objektif bir karara varmayı, konuşmaya başlanmamış bir konuda, “nasıl olur da, çocuklara ahkam kesilir?” diye sorulara muhatap olunması olağan değil mi? Ermeni çocuğun, hangi halet-i ruhiye içinde yazacaği belli kompozisyonun, birinci seçildiğinde ise tüm dünyanın: “İşte Türkiye’de, başta Ermeniler, tüm azınlıklar zaten rehinedir” savını haklı bulacağını bilmiyorsanız, gerçekten çok safsınız demektir. Türkiye ile çağdaş dünya arasına yeni mesafeler konmasında acaba kimin çıkarı var? Sayın Bakan’a, Türkiye’ye böyle “yararı” olan bir adımı kim attırmış olabilir?

Sadece Ermeni çocuklarını değil, Türk kökenli çocuklarımızı da Galileo Galileleştirmiyelim! Kökenleri ne olursa olsun, çocuklarımız yarın daha özgür buldukları bir ortamda: “O tarihte Türkiye’de öyle yazmaya zorunluydu. Oysa neyin ne olduğunu tabii ki biliyorduk” dedirtme konumuna getirirsek, Türkiyemiz’i de “Galileo Galile”yi yargılayıp, onu bilimsel gerçeklerin tersini kabul etmeye zorlayan çağdışı Engizisyon Mahkemesi yerine koymuş oluruz. Çünkü dünya hala yuvarlak ve dönüyor!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: