İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Zeynep Atikkan: Yaşam diyaloğu – Akşam

Amerika bunu zoraki yapıyor. Avrupa’da pek çok zorluğun olduğu malum. Biz ise yaşıyoruz, soluyoruz.

Dün de yaşıyorduk, bugün yaşamaya devam ediyoruz. Belki de tek farkla; yaşadıklarımızı daha yeni idrak ediyoruz.

Önceki gün Kumkapı’da Türkiye Ermenileri Patrikliği’nde düzenlenen iftardan çıkarken kendi kendime şu soruyu soruyordum: 21. yüzyılda acaba kaç kentte Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler bir iftar sofrasında toplanabilirler, geçmişten, gelecekten konuşabilirler diye. Hele hemen yanıbaşımızda, bu coğrafyanın çevresinde ölümün doğallaştığı, yaşamın ise istisnalaştığı Ortadoğu’da. Bugünün 11 Eylül ikliminde. İnsanlara ‘Ortadoğulu tipi’ tanımlarıyla, terörist muamelesi yapıldığı şu tatsız dönemde. Kaç kentte ‘diyalog’ ortak hayatın doğal parçasıdır?

Son zamanlarda ‘dinlerarasi diyalog’ adı altında başlayan buluşmaların içeriğinin giderek boşalmaya yüz tuttuğunu düşünüyordum. Yani her alanda etkili olan içerik devalüasyonu yaşanıyordu bu alanda da.

Dikkat edilirse ‘dinlerarası diyalog’un bir sektörü oluştu. Bu konuda yazan, konuşan aktörler bollaştı. Seyahatler, gezmeler çoğaldı. İdeolojilerin çöküşünün ilan edildiği günümüz ortamında ‘dinlerarası diyalog’ panelleri özel bir cazibe alanı haline geldi.

Bütün bu çabaları azımsamak mümkün değil tabii ki. Hele bu coğrafyada yaşayanların böyle bir lüksü olamaz. Nedeni ise çok basit; bu topraklarda dinlerarası diyaloğun çok ötesinde bir ‘yaşam diyaloğunun’ mazisi bulunuyor.

Bu mazi geleceğe, küresel ilişkilere ışık tutmak zorunda.

‘Yaşam diyaloğu’ kavramı Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan’a ait.

Ermeni Partriği, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Necati Tayyar Taş, Hahambaşı İzak Haleva ve çok sayıda İstanbul ilçesinin belediye başkanlarının katıldığı iftarda yaptığı konuşmada ‘yaşam diyaloğu’nun önemini vurguladı. ‘Burada birlikte yaşıyoruz, aynı havayı birlikte soluyoruz’ dedi. Dayanışmayı, barışı, sevgiyi bu eksene oturttu.

Geçmişinde ‘yaşam diyaloğunu’ tatmış olan toplumların bugünün karmaşık, belirsiz ve de tehditkar ortamlarında çok daha birikimli oldukları kesin! Bu birikimin günlük hayata ve siyaset üretimine yansıması gerekir. Modern dünyanın sorunları, bu deneyimlerden fışkıracak çözümlere muhtaç! Bu gerçeği yakalamak gerekiyor…

Patrik Mesrob II, önümüzdeki Pazar günü Avrupa Birliği turuna çıkıyor. İlk durak Aralık’ta tarihi zirvenin yapılacağı Kopenhag. Sonra önemli başkentler, Londra, Paris, Roma, Brüksel. Avrupalı yetkililere Türkiye’nin neden AB ile entegre olması gerektiği anlatılacak..

İşte ‘yaşam diyaloğu’nun modern zamanlardaki işlevi de bu. Ortak havayı soluyan insanlar, ortak birikimlerini uluslararası siyaset merkezlerine taşımak durumundalar. Türkiye’nin AB’ye katkısı ne olacak, sorusunun sorulduğu şu günlerde sosyolog Edgar Morin’in ‘Avrupa’da bir daha Bosna olaylarının yaşanmaması’ şeklindeki sözünü hatırlıyorum.

Avrupa Birliği bir gelecek projesini hayata geçiriyor. Yani yeni bir ‘yaşam diyaloğunun’ temelleri atılıyor. İşte tam bu aşamada Türkiye önemli! Dünden bugüne uzanan yaşam diyaloğunu anlamak ve anlatmak çok önemli!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: