İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sabah: Hz. Meryem´e mahkeme celbi

Milli Emlak, kiliselere ait gayrimenkullerin sahibi olarak görünen Hz. İsa, Hz. Meryem ve Melek Cebrail’e 80’e yakın dava açtı. 40 yıl süren davalarda, mahkemeler celp çıkarttıkları peygamber ve melekler gelmedi diye kilise mallarını Hazine’ye devretti

1959 yılının 11 Kasım günü, İstanbul Adliyesi’nden Beşiktaş Emniyet Müdürlüğü’ne bir yazı geldi. Asliye Hukuk Mahkemesi Beşiktaş’ta oturan “Mariam bindi Ovahim”in derhal bulunmasını istiyordu. Polis 2 Aralık tarihli yazıyla araştırmasının sonucunu bildirdi: “Mariam bindi Ovahim isimli şahsın bütün aramalara karşın bulunamadığı, tanıyan ve bilenin olmadığı, adresinin tespit edilemediği…” Mahkeme, polisten gelen bu yazı üzerine 8 Ocak 1960 günü karar verdi: “…Bulunamadığı anlaşılan Mariam bindi Ovahim’in gaip olduğu, bu nedenle sahip olduğu taşınmaza kayyum tayin edilmesine…”

Mahkemenin bu kararıyla, Beşiktaş’taki dört katlı bir bina tapu kayıtlarında “Mariam bindi Ovahim”den alınarak kayyuma devredildi. Yasal süre tamamlandığında da bina hazinenin mülkiyetine geçirildi. Peki, trilyonluk binası elinden alınan Mariam bindi Ovahim kimdi ve niye kaybolmuştu? İşte bu sorunun yanıtı, inanılması güç bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Çünkü “Mariam bindi Ovahim”, Meryem Ana’dan başkası değil.

Ovahim kutsal kitaplarda da yer aldığı gibi Hristiyanlar için tanrının adlarından biri. Yani Ovahim kızı Meryem derken kastedilen kişi Tanrının kızı Meryem, daha doğrusu Hz İsa’nın annesi Meryem Ana.

İSTANBUL’DA İLK DAVA

Bu dava, İstanbul’daki kilise vakıflarına yönelik sessiz bir operasyonun ve inanılmaz davalar zincirinin sadece bir halkası. İstanbul, Sarıyer, Fatih, Beşiktaş ve Kadıköy adliyelerinde Meryem Ana örneğindeki gibi açılmış 80’den fazla dava var. Bu dosyalarda mahkemeler Hazreti İsa’nın ve İslam dini dahil üç büyük dinde adı geçen Melek Cebrail’in de peşine düşmüş. Davalar üç dönemde açılmış görünüyor. Bir grup dava 6-7 Eylül olaylarından hemen sonra; 1956-1960 arasında, bir diğer grup da Kıbrıs çıkartmasını izleyen 1975-79 yılları arasında açılmış. Son dönem ise 1982-1991 arası. Kesin rakam bilinmiyor ama Prof. Hüseyin Hatemi, Avukat Oya Öztürk ve Avukat Setrak Davuthan’ın verdiği bilgiye göre, bu yolla 300’den fazla gayrimenkul hazineye devredildi.

Peki ama Hazreti İsa, Meryem Ana ya da Cebrail Aleyhisselam tapu kayıtlarına nasıl geçti?

EN ZENGİN CEBRAİL

Bu şaşırtıcı durumunun hikayesi Osmanlı dönemine dayanıyor. Osmanlı döneminde kiliselerin gelirleri cemaatlerin yaptığı bağışlardan oluşuyor. Bu bağışlar da cemaatin güvendiği kişiler adına ya da daha sıklıkla Hıristiyan azizlerinin adına yapılıyor. Elbette en çok da Hazreti İsa, Meryem Ana ve Cebrail Aleyhisselam adına. Kiliselere ait varlıklarla ilgili bu durum 1913 yılında tapu uygulamasına geçildiğinde resmiyet kazanıyor. 1913 tarihli “Eşhas-ı Hükmiyenin Gayrımenkul Emvale Tasarrufuna dair Kanun-u Muvakkete” ile kilise ve azınlık vakıflarının sahip olduğu tüm gayrımenkullerin listesi çıkarılıyor. Ancak kısa süre sonra çıkan Birinci Dünya Savaşı, bu çalışmanın tamamlanmasını engelliyor, yine de listeler devlet kayıtlarına girmiş oluyor.

Cumhuriyet sonrası 1936 yılında cemaatlerden yine gayrımenkul listesi hazırlamaları isteniyor. Kiliseler, bu dönemdeki azınlık karşıtı hava nedeniyle korkmalarına rağmen bir kez daha liste veriyorlar. Ve 1936 Beyannamesi uyarınca Hz İsa, Hz Meryem, Melek Cebrail ya da başka Hıristiyan Azizleri kiliselere ait malların sahibi olarak ikinci kez tapu kayıtlarına geçiyor.

HUKUK SAVAŞI BAŞLADI

Ancak 1957 yılında Milli Emlak Müdürlüğü birdenbire mahkemelere başvurarak bazı kilise gayrımenkulleri için dava açmaya başlıyor. Davalar kiliselere yönelik değil, kayıtlarda malların sahibi görünen Hazreti İsa, Meryem Ana, Cebrail Aleyhisselam ve diğer azizlere yönelik açılıyor. Yani kiliselerin davalardan haberi bile olmuyor. Avukat Oya Öztürk’e göre açılan davaların nedeni bilgisizlik ve dikkatsizlik. Profesör Hüseyin Hatemi’ye göre ise ortada kamunun kasıt unsuru var. Çünkü Milli Emlak mahkeme başvurularını, Tapu’dan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden aldığı bilgilerle yapıyor. 1957-60 arasındaki davaların tümü aynı kararla sonuçlanıyor. Hz İsa, Meryem Ana ve diğer Hristiyan azizleri kayıp ilan ediliyor ve malları hazineye devrediliyor. 6-7 Eylül olaylarının sıcaklığı sürerken bir çok kilise karşı dava açmaya cesaret edemiyor ama 1987’de yoğun şekilde karşı davalar başlıyor. Kiliseler Peygamber İsa, Meryem Ana ve Hristiyan azizlerinin varlığını kanıtlamak için hukuk savaşı başlatıyor ve uzun sürse de çoğunlukla bunu başarıyor. Bugün mahkemelerde devam eden 1, yargıtay aşamasında bekleyen 2 dava kaldı. Avukatlar, hala süren davalarda Meryem Ana’nın kim olduğunu anlatmaya çalışıyor. Ve bu davalar yoluyla da aslında azınlıkların yabancı değil, bu ülke vatandaşı olduğunu…

Peygamber ve azizler nasıl mal sahibi oldu?

Prof. Hüseyin Hatemi, çoğunlukla kilise hangi Hıristiyan azizinin adıyla anılıyorsa bağışların da onun adına yapıldığını söylüyor. Örneğin Gabriel Kilisesi’ne yapılan bağışlar Asador oğlu Gabriel adınaydı. Asador tanrının adlarından biriydi. Gabriel de, Hıristiyanlar’ın Allahın oğlu diye tarif ettiği Melek Gabriel, yani islam dininde bilinen adıyla Cebrail Aleyhiselam. Yedikule’deki Surp Pirgiç yani “Aziz kurtarıcı” Kilisesi’ne yapılan bağışlar da Aziz kurtarıcı yani Peygamber Hazreti İsa adına yapılıyordu. Ama cemaatin mezhebine, diline göre değişen tariflerle. Örneğin Yedikule cemaati çoğunlukla “Krisdosdur Veled’i Osep” yani “Osep’in oğlu Kristos” adını kullanıyordu. O yıllarda Osep’in Tanrı’nın adlarından biri olduğunu, Kristos’un da Hz İsa olduğunu herkes biliyordu. Ya da Beşiktaş Meryem Ana Kilisesi’ne yapılan bağışlarda “Mariam bindi Ovahim” yani “Ovahim’in kızı Meryem” adının kullanıldığını, Ovahim’in Tanrı’nın adlarından biri olduğunu da bilmeyen yoktu.

‘Devlet bence kasıtlı’

Prof. Hüseyin Hatemi: “Türkiye çoğu yerde müslüman vatandaşlarına da, gayrımüslüm vatandaşlarına da aynı eziyeti yapıyor. Burada kasıt unsurundan söz edilebilir. Çünkü bu azizlerin kim olduğu, malların niye onların üzerinde göründüğü devletin elindeki kayıtlarda var. Ama niyeyse bakmıyor. Tabii bu insan haklarına, demokrasiye ve hukuka aykırı bir durum ama görüyoruz ki hukukun sesine kulak vermesi gerekenler derin devletten gelen sese kulak verip karar alıyorlar.”

Çoğu geri alındı

Avukat Oya Öztürk: “Davalar yıllarca sürdü. Cemaatler de Hazreti İsa’yı Meryem Ana’yı, Cebrail Aleyhiselam’ı kolundan tutup mahkemeye getiremediği için düştükleri haksız durumu düzeltmekte çok zorlandılar. Yıllarca mahkeme masraflarını üstlendiler. Ama biz girdiğimiz 40’a yakın davadan biri hariç tümünü kazanıp kilise mallarını geri aldık. Süren iki davamız kaldı.”

Osep kim diyorlar?

Avukat Setrak Davutyan: “Yargıtay kararında Krisdosdur veledi Osep’in nere nüfusuna kayıtlı olduğu, mirasçılarının kimler olduğunu soruyor. Oysa ellerinin altındaki dosyada bunun Hazreti İsa olduğu yazılı. Biz de kibarca “…bu durum Yargıtay’ın nazarı dikkatinden kaçmıştır” diye yazdık. Aslında bütün mesele, devletin kendi vatandaşlarına yabancı gözüyle bakması. Azınlıkların herhangi bir işlemi için Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün hangi dairesine gitmek gerekiyor biliyor musunuz? Yabancılar Dairesine…”

Mehmet GÜÇ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: