İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sevan Ataoğlu: Bolsahay FM’i birlikte kuralım

Türkiye’de özel radyoların FM bandında pıtrak gibi yayıldığı 90’ların başında kısa süreli radyo deneyimim oldu. Bir haber-magazin programının yapımcılığını üstlenmiştim. Radyolarla yatıp kalktığımız o günlerden bir gece Taksim meydanında arkadaşım mini radyosunun kulaklığını uzattı. Bir anlık şaşkınlık. “Ermenice” ve “radyo” ilk o gece buluştu bende. Ses kısa dalgadan yayın yapan Ermenistan devlet radyosundan geliyordu.

Doğrusu o radyolu günlerde “İstanbul’da bizim de bir radyomuz olsun” demenin hayalini bile kuramıyorduk henüz. Ne AGOS vardı o günlerde, ne Aras Yayıncılık kurulmuştu. Internet de bu denli yaygınlaşmamıştı. Türkiye’nin şartları da henüz uygun değildi. Demek ki bir sürecin yaşanması gerekiyordu ve her şeyin bir sırası vardı.

Başkaları da bu hayalin kıyısından dönmüş olsalar gerek ki, bugün İstanbullu Ermenilerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir radyo istasyonu, sağda solda yüksek sesle konuşulur oldu. Son çıkan uyum yasaları da Ermenice yayının önündeki engelleri tümüyle kaldırdı.

“Radyo istiyoruz” derken, yaşamsal ihtiyaçlarımızın dayatmasından yola çıktığımızı biliyoruz.

Varolan iletişim araçlarımız kültürümüzü, tarihimizi doya doya tanımamıza, dilimizi öğrenmemize yeterli gelemiyor. Kültürel, sosyal etkinlikler sınırlı çevrelere duyurulabiliyor. Gazeteler, kitaplar, Internet bir yere kadar… Öyle çok okuyan bir toplum olmadığımızı da açıkça söyleyelim. Televizyondan sonra radyo bugün için hâlâ en etkili iletişim araçlarından biri. Dolayısıyla radyo ile iletişimin, paylaşımın imkanlarından olabildiğince yararlanmalıyız.

Gerekli olduğunu tartışmıyor, “kuralım” diyorsanız, gelin kolları sıvayalım.

Diaspora’nın Ermeni radyoları

Dünyanın dört yanına dağılan Ermeniler, bulundukları yerlerde şartlar elverdikçe radyo ve televizyon gibi nimetlerden de yararlandılar. ABD’de 50 yılllık istasyon var. Avusturalya’da radyo sayısı beşi buldu. Uruguay, Fransa, Kıbrıs, Lübnan, İran, Ukrayna’da da Ermeni radyoları varlığını sürdürüyor. Diasporada radyoların da çoğunluğu siyasi partiler ve kiliselere bağlı. Yine çoğunluğu kendisine ait olmayan, varolan bir frekans üzerinden gün ve saat kiralayarak yayın yapıyor. Bazıları programlarını bilgisayar ortamlarına kaydederek Internet üzerinden de yayınlıyorlar.

İstanbul sınırları içinde radyo yayıncılığı yapabilmenin birkaç yolu var. En pratiğinden en pahalısına doğru gidelim.

Yapacak çok iş var

Yayında olan uygun radyo istasyonlarından birine haftanın bir günü için, bir veya birkaç saatlik bir program taslağı sunulabilir. Bugünkü ekonomik şartlara göre bu programın tüm giderlerini sizin üstlenmeniz istenir, maddi bir getirisi olamayacağını da peşinen kabul edersiniz. Deneyimsiz olduğumuz göz önünde bulundurulursa bu yol ilk etapta en mantıklısı gibi görünüyor. Tek dezavantajı belki, kanalın yayın politikasına bağımlı olmak. Ancak deneyimli yayıncıların gözetiminin programınıza olumlu yansımaları olacaktır.

İkinci bir seçenek, bizde yaygın olmayan bir yol. Özellikle Amerika kıtasında ülke azınlıkları, sivil toplum örgütleri varolan bir kanala başvurarak belirli günlerin belirli saatlerini kiralıyorlar. Radyonun teknik imkanlarından yararlanıp, aynı frekans üzerinden sırayla yayın yapıyorlar. Yerel televizyonlarda da benzer yol uygulanıyor. Diasporada varlığını sürdüren Ermeni radyoları arasında bu tür periyodik yayın yapanlar çoğunlukta. Ancak sadece bulundukları şehir veya bölgeye yayın yapabildiklerinden onları takip etmeniz imkansız. Tümüyle bize ait olacak lisansı, stüdyoları, ekipman ve personeliyle bir istasyonu kurmak da mümkün.

Yasal prosedür

İki koldan hareket edeceğiz. Öncelikle yayın lisansı ve izinler için başvurularda bulunalım. Burada bilinmesi gereken en önemli nokta, Türkiye’de yayında olan radyo ve tv’lere henüz frekans tahsisinin resmen yapılmamış olduğudur. Pratikte o istasyon size ait olsa bile teoride devlete ait olacaktır. RTÜK artık yayın lisansı vermiyor, ancak daha önce edinmiş olup, çeşitli nedenlerden ötürü yayın yapmayan istasyonların geçici lisansları satın alınabiliyor. Devletin ileride bu konuda zorluklar çıkarmayacağına inançla, geçici lisansla yayına başlamaktan başka çaremiz yok. Radyo ortakları için (en az 5 ortaklı olmak zorunda) DGM’den temiz kağıdı da aldıktan sonra yasal prosedür aşılmış oluyor.

Teknik altyapının oluşturulması

FM bandından İstanbul’a yayın yapacak bir radyo kanalı için ses kaynağına ve bu sesin yayınlandığı bir vericiye ihtiyacımız var. Ses kaynağından kastımız programların hazırlandığı ve yayınlandığı stüdyo(lar). Birisinde canlı yayın sürerken, diğerinde banttan yayınlanacak programlar, hatta reklam cingılları evvelden hazırlanabiliyor. Teknolojinin gelişimiyle paralel olarak ses stüdyolarını da bilgisayar sistemleri hakimiyeti altına almış durumda. Bilgisayarların kullanımı kolay, maliyetleri de eski sistemlere oranla hayli düşük. Örneğin bir günlük radyo yayınını arşive almak için iki bilgisayar CD’si yetiyor. Programlarda yayınlanacak müzik parçalarını da evvelden bilgisayar ortamına kaydediyor, yeri geldikçe bu arşivden yararlanabiliyoruz. Mikrofonlarla donatılmış bir odada sunucu, yeri geldiğinde konuklarını da yanına alarak yayınını yapıyor. Canlı telefon bağlantısı istenirse sisteme hybrid cihazı eklenebilir. 24 saat yayın yapılması planlanıyorsa, gece saatlerinde sürekli müzik yayını yapılabilir. Bilgisayar oluşturduğunuz listeyi el değmeden yayına vermekte emrinize amade olacaktır.

Stüdyoda sabırsızlıkla yayılmayı bekleyen yayın, içinde bulunduğumuz binanın tepesindeki küçük bir vericinin yardımıyla asıl vericiye, İstanbul’un en kullanışlı yeri olan Çamlıca’ya ulaştırılıyor. Burada vericideki ses frekanslarını alıcılara (dinleyiciye) ulaştırmak için bir anten kulesine ihtiyaç var. Yine varolan kulelerden antenlerimiz için yer kiralamak mümkün.

Radyomuzun maliyeti çapımızla orantılı olacaktır. Bugün yayınını durdurmuş olup anahtar teslimi satılık radyolar var. Piyasada 100 bin USD’nin altına düştükleri konuşuluyor. Kafamızda bir fikir oluşması açısından, bilgisayar destekli iki stüdyosu olan, İstanbul’un her yerinden sesini duyurabilecek vericisiyle, 0 km. bir radyonun maliyeti ise 250-300 bin USD arasında oynuyor.

Sesimizi duyurmak için gerekli ve yeterli olan donanımı hazırladık diyelim.

Sıra can vermeye geldi

Bir radyo istasyonunu da kurmaktan daha zoru, yaşatmak olacaktır. Radyonun ömrünü, yayın politikası belirler. En başta söylediğimize gelirsek, bu istasyondan yapılacak yayınları, toplumun gereksinmeleri, yaşamsal ihtiyaçları belirleyecek.
Yayın dilinde elimizden geldiğince Ermenice’ye ağırlık verilmeli.

Çocuklar ve gençlerin okullarımızda aldıkları eğitime paralel olarak, Ermenice yayını anlamakta güçlük çekenler ve hiç bilmeyenleri de gözeterek radyodan dil eğitimi de pekala verilebilir. TRT’den yabancı dil eğitim saatlerini hatırlayalım, benzerini uygulayabiliriz.

Gazete ve ajanslardan derlenecek haberler, yurt dışından gelen konuklarla söyleşiler ve müzik yayınlarında da Ermenice’nin nimetlerinden faydalanacağız.

Aklımıza gelip, kağıda döktüğümüz her fikir, her projede, insan kaynağımıza dönüp bakmalıyız. Programların oluşmasında her aşamada toplumumuzun ilgili birimlerine iş düşüyor.

Kültür-sanat programlarının hazırlanmasında dernek, koro, yayınevi gibi kurumların temsilcilerinden, meraklı gençlere ve sanatçılarımıza kadar oldukça geniş bir kitleden yararlanılabilir. Etkinliklerin duyurulması, banttan konser yayınları, kitap tanıtımları, söyleşiler, tartışma ortamları kültürel yaşantımızı canlı tutacaktır.

Sağlık derseniz, o kulvarı rahatlıkla hastanelerimize ve doktorlarımıza, tıp uzmanlarımıza teslim edebiliriz. Gündemdeki konularda halka bilgi verilmesi, dinleyici sorularının yanıtlanması gibi pekçok altbaşlık sıralanabilir.

Spor programları için kulüplerimiz ne güne duruyor. fiişli ve Taksim’in maçları, yorumlar, aktiviteler hakkında bilgi verilir, cemaatle sınırlı kalmayıp Türkiye ve dünya sporu da kanalda kendine yer bulur.

Dini içerikli yayınlar da talep edilecektir, doğal olarak bu başlık da Patrikliğin sorumluluğunda olacaktır.

Önerilerin sonu gelmeyecek. Hayallerin gerçek olduğu günleri yaşıyoruz. Bir hayali yazıya döktük, can vermek için toplumumuzun tüm kurumlarına ve ilgi duyan insanlarımıza işbirliği öneriyoruz.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: