İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Saygı Öztürk: Azınlık vakıflarının ardında, arsa ve bina kapatma planı mı var? – Star

Star yazarı Saygı Öztürk azınlık vakıflarının arsa ve bina kapatmaya çalıştıklarını iddaa ediyor.


Avrupa Birliği Uyum Yasaları arasında yer alan vakıflarla ilgili düzenleme, azınlık vakıflarının mal edinmelerini öngörüyor. Buna ilişkin yönetmelik Vakıflardan Sorumlu Devlet Bakanlığı tarafından hazırlandı ve Bakanlar Kurulu’na gönderildi. Hükümetin MHP kanadı, böyle bir yönetmeliği onaylamayacaklarını açıkladı. ANAP ise eğer yönetmeliğin Bakanlar Kurulu’ndan geçirilememesi halinde, bakanlık onayı ile yürürlüğe koymayı planlıyor.

Devlet Bakanı Faruk Bal ile İçişleri eski Bakanı Sadettin Tantan büromuza gelmişlerdi. Vakıflar konusunda konuşurken, Tantan, ‘Bu işlerin arkasına çok iyi bakmak lazım’ diye söze başladı. Ardından ‘arazi, bina kapatma işine dikkat. Bu yönetmeliğin çıkarılmasında başka hesaplar var’ dedi. Bakan Bal da farklı düşünmüyordu. Bu konuda çarpıcı bilgiler ve duyumlarını anlatıyor, tapu kayıtlarının incelenmesi halinde önemli belgelere ulaşılacağını, bu işin arkasında neler olduğunun görüleceğini vurguluyor.

Hesap başka

Vakıflar Kanunu’nda değişiklik öngören tasarının gerekçesinde, Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde hazırlandığı belirtilmiyordu. Azınlık vakıflarının mal edinmeleri bugünün değil, 1936 yılından bu yana Türkiye’nin gündeminde olmuş. Bakan Bal, ‘Ancak azınlıklarla ilgili kanunun tek başına yasallaştırılması imkanı kalmayınca konuya farklı bir boyut kazandırılmış ve Avrupa Birliği’ne uyum yasaları kapsamına dahil edilmek suretiyle parlamentoda kabul edilmiştir’ diyor.

Lozan Antlaşması ile gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar, 1936 yılında ellerinde bulunan mal varlıklarını bir beyanname ile kanunun yürürlüğünden 15 yıl öncesinden itibaren tasarruf ettikleri gayrimenkulleri, devlete bildirmişler. Lozan Antlaşması’ndan hareketle mütekabiliyet esası da dikkate alınarak faaliyetlerini sürdürmüşler. Bu vakıfların vasiyet, bağış, hibe gibi her ne şekilde olursa olsun 1936 beyannamesinde gösterdiklerinin haricinde bir mal edinmeleri mümkün olmadığı yolunda mahkemelerden karar çıkmış.

Ne yapılmak isteniyor?

Şimdi ne yapılmak isteniyor? Devlet Bakanı Faruk Bal, yapılmak istenilenleri şöyle açıklıyor:

  • Yasal olarak kurulması mümkün olmayan ancak Lozan Antlaşması ile varlıklarını devam ettiren cemaat vakıflarının hem 1936 yılından bugüne, hem de bundan sonra varlık edinmelerine izin vermek sureti ile hukuken ortadan kaldırılmış olan, dondurulmuş olan ve istisna olarak varlığını devam ettiren cemaat vakfına yeniden vakıf kurma tasarrufu kazandırılmak isteniyor.
  • Bu süreçte, taşınmazların mülkiyeti söz konusu vakıflara geçmediğine göre taşınmazların maliki ya Hazine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü olmuştur. Ayrıca bu kurumlar tarafından mülkiyeti diğer şahıslara çeşitli şekillerde devredilen taşınmazlar da bulunmaktadır. Dolayısıyla yasanın geriye yürütülmesinden dolayı Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tasarrufu altındaki taşınmazların 66 yıl sonra tekrar cemaat vakıflarının devredilmesi süreci başlayacak.
  • Bu yasanın kabulünde AB’ye uyum bahane edilmiştir. Oysa Kopenhag siyasi kriterleri ile ilgili olarak azınlıklar konusunda AB içinde geliştirilmiş bir sistem yoktur. Azınlıklar her üye ülkenin kendi sistemi içinde çözülmeye çalışılmaktadır. Bu sebeple AB içinde ortak tutum oluşturulamamış, konu büyük ölçüde Avrupa Konseyi’ne havale ettirilmiştir. Nitekim ulusal programda bu yönde bir öngörü bulunmuyor.
  • Avrupa Konseyi çerçevesinde kabul edilen sözleşmelerdeki azınlık hakları ise daha çok azınlıklara bireysel hak olarak tanınan haklardan oluşuyor. Oysa Milletler Cemiyeti sistemi içerisinde Lozan’da tanınan haklar bugün artık uluslararası belgelerde terk edilmiş bulunan topluluk hakları şeklindeki azınlık haklarıdır. Yani bu hakların bugün için AB bünyesinde yer alan Kopenhag siyasi kriterleri ile bir ilgisi bulunmuyor… İsimdeki (azınlık hakları) benzerliğe rağmen nitelik olarak Kopenhag siyasi kriterlerine oldukça farklı bir hak türünü oluşturuyor. Bu sebeple Lozan’da tanınan azınlık haklarının buradaki şeklini de aşar nitelikte genişletilmesinin Kopenhag siyasi kriterleriyle ve dolayısıyla AB adaylığı ile bir ilgisi bulunmuyor.

  • Ayrıca söz konusu 4771 sayılı yasa yeni dini ve hayri kurumlar oluşturulmasını azınlık vakıflarına bırakmakla kalmamış bunun yanı sıra aynı vakıfların sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlarda da yeni müesseseler oluşturabilmelerine imkan sağlıyor.

  • 1936 yılından itibaren Türkiye’nin gündemine getirilen ancak gerçekleştirilme imkanı bulunmayan bu konu, hiç ilgisi olmadığı halde AB’ye uyum paketi içine alınmak suretiyle 1935 yılı Türkiye’sinde eşitlik ilkesine uygun şekilde bütün eski vakıflar için düzenlemeler yapılırken, 2002 yılı Türkiye’sinde, AB’ye uyum adı altında ve demokratikleşmek adına sadece Müslüman olmayan Türk vatandaşı olan 80 bin kişilik azınlık lehine Lozan Antlaşması’nı aşan düzenlemeler, ülkedeki Müslüman olmayan azınlıklar lehine özel düzenlemelerdir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: