İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Radikal: Kız Kalesi´nin esrarı

Mersin Kız Kalesi’nde bulunan toplu mezar, seri cinayetten kontrgerillaya kadar pek çok olasılığı akla getirdi. Adli Tıp, 500 yıllık tarihi etkileyecek bulgulara ulaştı

Yakılan kültür

Tarihte en çok merak edilen insanların soyu Mayalar, yeni dünyadaki önemli kültürlerden biriydi. Bugünkü Guatemala ve Yucatan Yarımadası’nda yaşadılar. Maya uygarlığı bir kent uygarlığıydı. Rahipler ve soylular tarafından yönetilen kent devletleri kurdular. Yöneticilerin görevi babadan oğula geçerdi ve aşamalıydı. ‘Ahkin’ adı verilen rahiplerin büyük yetkileri vardı. O kadar zengin bir toprağı işliyorlardı ki, yiyecek fazlası elde ediyor ve zamanlarının yarısını başka uğraşlara ayırabiliyorlardı.

Gökbilimle, büyük piramit biçimli tapınakların ve kireçtaşı sarayların yapımıyla ve sanat eserleriyle tanındılar. Matematikçiydiler. Kitap yazarken kullandıkları hiyeroglif tarzı bir yazı diline sahiptiler. Amerika’nın keşfinden bir yüzyıl sonra İspanyollar, Mayaları egemenlikleri altına aldıklarında en önemli kentlerini içlerindeki kitaplarla birlikte yaktılar.

Mersin’de bugün ‘Kız Kalesi’ diye anılan bölgenin eski adı Korikos. M.Ö. 4’üncü yüzyılda Ege’den gelen kolonilerce kuruldu. Yüzlerce yıl, ticari ve
askeri anlamda önemli bir liman kenti oldu. 11’inci yüzyılda Bizans kumandanı Eusthatios, ada üzerine görkemli bir kale yaptırdı.

Ama Korikos 86 yıl sonra Ermenilerin, iki yüzyıl sonra da Kıbrıs Krallığı’nın eline geçti. Daha doğrusu, 14. yüzyılda Türk akınları yoğunlaşınca Korikos halkı kendi isteğiyle, Kıbrıs Kralı 1. Peter’in koruması altına girdi. Ancak Türk akıncıları daha kararlı çıkınca kentle birlikte Kız Kalesi önce Karamanoğulları’nın ardından da Osmanlı’nın topraklarına katıldı.

6 Ekim 2001… Kültür Bakanlığı Kız Kalesi’ni kültürel etkinliklerde kullanmak istiyordu. Oysa restorasyon, kalenin tarihini bir kez daha değiştirecek olaylara gebeydi.

Kazının ikinci günü işçilerden biri ‘Kemik buldum’ diye bağırdı. Bulduğu kemik değil, iskeletti. İskelet yüzeye yakın bir yerde bulunmuştu. Kazı ekibi cesedin yakın zamanda gömüldüğüne karar vererek Mersin Emniyet’ini aradı. Kazı başkanı Güler Gürkan anlatıyor: “İlk iskeleti bulduğumuzun ikinci günüydü sanırım. İkincisini bulduk. Moloz içinden ve üst seviyeden çıkması elbetteki düşündürücüydü.”

Bu bir toplu mezar

Toprak yüzeyinin 30 santim altından her gün birkaç iskelet ortaya çıkıyordu. 15 günde iskelet sayısı 22’ye ulaştı. Cumhuriyet Savcılığı ve polis alarma geçti. Olayın peşine medya da takıldı. Kimine göre bunlar seri cinayetin işaretiydi. Bazıları, ‘Kontrgerillanın katlettikleri’ diyordu. Sonunda savcılık iskeletlere el koydu, tamamı Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

Adli Tıp Kurumu uzmanı Dr. Sadi Çağdır işe ölüm nedenlerini araştırarak başladı: “Ölümü izah edebilecek herhangi bir bulgu tespit etmedik. Salgın olabilirdi ya da kemiklerde iz bırakmayan travmalar…”

Çağdır, ölüm nedenini bulamasa da başta ipuçları elde etti: “Üç kafatasında daha önce geçirilmiş ve iyileşme belirtileri gösteren kesici aletle yapılmış yaralar vardı. Bunlar kişilerin ölüm nedenini açıklamıyordu. Hepsi erkekti. Yaşları 20-40, boyları 1.70’le 1.75 arasında değişiyordu.”

Çağdır’ın tespitine göre bunlar savaşçı bir topluluktu. Ama bu noktada olay ilginç bir hal alacaktı:

“Bir kafatası diğerlerine hiç benzemiyordu. İkisi benzerlik gösteriyordu. Beşi ayrı bir grup olarak görünüyordu. Ancak hepsinin beyaz ırktan insanlara ait olduğunu tespit ettik. Zenci ve sarı ırk özelliği göstermiyorlardı.”

İnceleme günler sürdü. Mersin Cumhuriyet Savcılığı ve Emniyet’i soruşturma başlatmak için Adli Tıp’tan gelecek raporu bekliyordu, oysa rapor hiçbir zaman gelmeyecekti: Adli Tıp, spekülasyonlara son vermek için iskeletlerin en az 100 yıllık olduğunu, yani yakın geçmişe ait adli bir vakadan söz edilemeyeceğini açıkladı.

Adli Tıp Uzmanı Dr. Çağdır, o sırada iskeletlerin tarihi değiştirebilecek ipuçlarını taşıdığından habersizdi: “Kemiklerin tümünü incelediğimizde en az 500 senelik olabileceklerini düşündük. Daha fazlaya da gidebilir.” Bu bulgu, iskeletlerin Kız Kalesi’ne en az Bizans döneminde gömüldüğünü gösteriyordu… İyi ama kimdi bu insanlar?

Türkiye’nin tek yeniden yüzlendirme uzmanı Dr. Çağdır, çalışmasını tamamladığında ortaya çıkan sonuç muhteşemdi. En az 500 yıl önce yaşamış bu insanlar, bu coğrafyaya ait olmayan bir yüze sahipti.

Dişlerdeki kesikler

İskeletler hakkında daha fazla bilgi için ‘diş incelemesi’ yapılacaktı. Dr. Hüseyin Afşin anlatıyor:

“Bazılarında kötü bakım ve beslenmeden dolayı dişetlerinde çekilme ve erimeler mevcuttu. Ama iki kafatasındaki dişler hâlâ çok sağlıklıydı.”

Bu iskeletlerden birinde dental şekillendirme görüldü, ağız hijyeni de çok iyiydi: “Dişteki kesikleri İngiltere’de bir uzmana danıştım. ‘Bunun Türkiye’de olmasına şaşırdım’ dedi. Kafatasının insanlığın göçü hakkında önemli bilgiler verebileceğini söyledi.”

Neydi bu önemli bilgi?Afşin’in Almanya’da Berlin Üniversitesi Antropoloji Kürsüsü Başkanı’yla yaptığı görüşme inanılır gibi değildi

Sağlıklı dişlerdeki kesikler insan eliyle yapılmıştı. Dişlerin kesilme şekli, bugüne kadar yalnızca Meksika Körfezi’nde yaşayan Mayalar da görülmüştü. Afşin şaşkınlık içindeydi:

“Mayalar üzerinde yapılan araştırmalarda bugüne kadar 59 şekillendirme görülmüş. Bunları yedi kategoriye ayırmışlar. Bizim bulduğumuz dental meditasyon ilk gruba uyuyordu.”

Alman antropologlara göre kemikler hemen karbon testine tabi tutulmalı ve kesin yaşları belirlenmeliydi Kemikler 500 yıldan eski çıkarsa, bu, Kristof Kolomb 1456 yılında Amerika’yı keşfinden önce Mayalar’ın ‘Anadolu’yu keşfettiği’ anlamına gelecekti ki, bu, insanlığın dolaşım tarihini tamamen değiştirecekti..

Anadolu’da görülmemiş

Ama bu sonuca varmak için cevaplanması gereken ilk soru bugüne dek Anadolu’da dişleri kesilmiş kafatası bulunup bulunmadığıydı.

Cevabı, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Prof. Dr. Ayla Sevim’den:

“Diş kesme âdeti neolitik dönemde, 8-10 bin yıl öncesinden başlayarak çeşitli toplumlarda gözlenmiş. Ama Anadolu toplumlarında şimdiye kadar hiç böyle bir âdetle karşılaşmadık…”
Diş kesme âdeti, bugüne kadar Mayalarda, Güney Amerika’daki küçük kabilelerde, Mısır ve Afrika’daki bazı topluluklarda görülmüş. Başka bir deyişle Anadolu uygarlıklarında yok.

Diş kesmenin amacı, cinsiyeti vurgulamak, savaşçı kimliği öne çıkarmak ya da zengiliğin altını çizmek olabiliyor. Mayalarda diş kesme işlemi, yaya benzeyen bir aletle yapılıyor. Kesme işlemini bir uzman gerçekleştiriyor. Kuvarts taşı ve bir çeşit yağ kullanılıyor. Sinirler açığa çıktığında hissizleştirmek için otlardan yararlanılıyor.

Prof. Dr. Ayla Sevim’e göre Mayaların 40 a yakın diş kesme şekilleri var: “Ama sadece diş kesme âdetine bakarak Maya demek doğru değil. Bu insanların morfolojik yapısına, ölünün gömü şekline, ölünün etrafındaki alet edevata bakarak Mayalarla bağlantılı ya da değil, diyebiliriz.”

Kız Kalesi’nden çıkarılan iskeletlerden biri yarı cenin pozisyonundaydı. Başka uygarlıklarda da olan bu ölü gömme âdetinin, ‘asıl olarak’ Mayalarda uygulandığı biliniyor.

Adli Tıp Kurumu şimdi karbon testini bekliyor. Kemiklerin açığa çıkardığı C-14 izotopu ölçülecek iskeletlerin kesin yaşı ortaya çıkacak. Kemikler 500 yıldan daha eskiye dayanırsa da Kız Kalesi iskeletleri uluslararası bilim arenasına taşınabilecek. Ve belki de Kristof Kolomb’unda ‘Amerika’yı yeniden keşfettiği’ ortaya çıkacak…


BUGÜN

Kız Kalesi kazı ekibi: Tarihi açıdan önemli olabilecek bir bulguyu topraktan başarıyla çıkardıkları için mutlular.
Mersin güvenlik güçleri: İskeletler tarihi olduğu için huzurlular.
Kız Kalesi beldesi sakinleri: Kız Kalesi, eski ihtişamına kavuştuğu için gururlular. Kız Kalesi Belediye Başkanı Necati Kale, “Beldemize gelip de kaleye geçmeyen insanlar oluyordu. Ama bu kemikler bulunup gerek görsel gerek yazınsal basında yer alınca gelirimiz çoğaldı” diyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: