İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Radikal: Asıl tarih bugünde saklı

Ermeni asıllı Kanadalı yönetmen Atom Egoyan’ın ‘Ararat’ filmiyle açılan Toronto Film Festivali, Salma Hayek, Michelle Pfeiffer ve Alison Lokman gibi Hollywood yıldızlarını ağırladı.


MEHMET BASUTÇU

TORONTO – Giderek büyüyen Toronto Film Festivali’nde her türlü filme yer var. Geniş kitle sineması örnekleri birçok Hollywood yıldızının katıldığı ‘Gala’ adlı bölümde gösterilirken, Asya, Afrika ve Avrupa’dan gelen sanat filmleri 500 kişilik salonları doldurabilecek kadar ilgi görebiliyor. Sanatla endüstri burada buluşuyor.

Kanada gazetelerinde baş köşeye oturan Tom Hanks, Salma Hayek, Nick Nolte, Mickey Rourke, Denzel Washington ve Sigourney Weaver gibi yıldızlar hayranlarına imza dağıtıyorlar. Julianne Moore, Venedik Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanmasından bir gece önce, Toronto’daki davetlerde boy gösteriyor. Patrice Leconte’un yine Venedik’te ilgi gören filmi ‘Trendeki Adam’ın başoyuncusu Johnny Hallyday de bugün festivalin konukları arasına katılacak.

Bu arada, Marsilya’da yaşayan Ermeni kökenli Fransız yönetmen Robert Guédiguian gibi politik içerikli içtenci filmleriyle tanınan bir yönetmenin sekiz filminden oluşan toplu gösteri de 27’nci Toronto Film Festivali’nde sıcak ilgi görebiliyor.

‘Yapıcı bir film çekerdim’

Robert Guédiguian, Atom Egoyan’ın ‘Ararat’ filmini festivalin açılış gecesi izlemiş. Basın toplantısında, kendisinin bu film konusunda ne düşündüğünü öğrenmek istiyor, ‘Ermeni tarihi üzerine bir film yapmayı düşünseniz yaklaşımınız ne olurdu?’ diye soruyorum. Ermeni soykırımı ya da katliamı sözcüklerini bir kez bile kullanmadan, açık bir dille yanıt veriyor:

“Kuşkusuz bugünün insanlarını anlatırdım. Marsilya’da ya Ermenistan Cumhuriyeti’nde geçen bir öyküyü işlerken, yüzyıl öncesinde yaşanan olayların uzak izdüşümü kuşkusuz bugüne yansırdı. Ancak, esas amacım, Ermeni kimliğini temellerine oturtarak tanımlayan yapıcı bir film gerçekleştirmek olurdu. Tanrı’ya ister inanalım, ister inanmayalım, Ermenilerin yeryüzünden silinip gitmemelerinde Hıristiyanlığın önemli bir rol oynadığını sanıyorum. Kısacası, perdeye bir kimlik arayışını değil, bir kimlik tanımını yansıtmak isterdim.”

Torontolu sinemaseverlerin farklı filmlere susamışlığına şaşmamak elde değil. Örneğin güneşli bir pazar günü tanınmamış bir Meksikalı yönetmenin kışkırtıcı nitelikleri olan ‘zor’ filmini 450 kişi görmeye gelebiliyor. Salonda boş koltuk bulmak mümkün değil. Aslında, festivalde gösterilen yüzlerce film, çeyrek yüzyıldan bu yana onların güvenini sarsmayan geniş ve düzeyli bir yelpaze oluşturmakta.
Venedik’te izleyemediğimiz filmleri her yıl burada yakalıyoruz. Mostra’nın

8 Eylül gecesi açıklanan ödül listesi sıcaği sıcağına önümüzde. Peter Mullan, ‘Magdelena Rahibeleri’yle Toronto’da da alkışlanıyor. Todd Haynes’in Lido’da iki ödül kazanan ‘Cennet’ten Uzakta’sı aynı gece ‘Gala’ programında seçkin bir davetli topluluğu önünde gösteriliyor. Binlerce kişilik Royal Thomson Hall’de biletler ortalama 25 Kanada dolarına alıcı buluyor.

Politik sinema örnekleri

11 Eylül günü Paris’te gösterime giren ’11’09″01′, aynı gün Toronto’da izleyici önüne geliyor. Bir yıl önce New York’ta yaşanan olaylar konusunda 11 yönetmenin yaklaşımlarını yansıtan kısa filmlerin toplamı olan ’11’09″01′, daha gösterime girmeden ‘Amerika düşmanı’ iddiasıyla polemikler yaratmış bir film. Venedik’te Uluslarası Sinema Yazarları Federasyonu (FIPRESCI) ödülünü kazanan ’11’09″01’in yönetmenlerinden Ken Loach’un FIPRESCI aracılığıyla gönderdiği bildiri, bir gece önce elektronik postama düşüyor: “11 Eylül olayları tek yanlı yorum tehlikesiyle karşı karşıyadır. Herkes o gün ne olduğunu çok iyi hatırlamakta, ama kimse neden diye sormamaktadır. ’11’09″01′ bu konuda önemli şeyler söyleyen bir filmdir. Geriye dönüp son 50 yılın tarihine bakarsak, Vietnam’dan Kamboçya’ya Şili üzerinden uzanan, ya da Nikaragua’dan San Salvador’a Ortadoğu’dan geçerek giden yol, bizleri ‘Kimler gerçek teroristtir?’ sorusunu sormaya iteler.”

Venedik Film Festivali’nin yoğun polemiklere sahne olan geçiş yılının mimarı Moritz de Hadeln’in kısa görevinin uzatılıp uzatılmayacağı konusundaki kısır tartışmalar, ödül listesinin yarattığı tepkilere koşut olarak süregelirken, Toronto Film Festivali sinema sanatıyla endüstrisini, eğlendiren sinemayla düşündüren sinemayı bağdaştırma yolunda ‘politically correct’ sayılabilecek başarılı bir örnek sunuyor. Venedik’te ödül alan filmlerin yüzde 90’ının Lido’da gösterildikten birkaç gün sonra burada izleme olanağı bulduğumuza göre, Mostra’yı tümüyle Venedik’ten alıp Toronto’ya taşımak, İtalyanların pek sevdikleri polemikleri ortadan kaldırmanın belki de en köktenci çözüm yolu olacaktir!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: