İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Atatürk’ün evini bombalamadım

5 Eylül 1955 gece yarısı Selanik’te Atatürk’ün evinde bir bomba patladı. Sadece
binanın camları kırılmıştı, ama patlama, tam da Kıbrıs’ın kaynadığı, Londra’da
görüşmelerin sürdüğü, kitlelerin "Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır" sloganıyla
yola döküldüğü günlere dek geldi.
Bomba, adeta bir işaret fişeği oldu.
Ertesi gün DP yanlısı Yeni İstanbul gazetesi haberi yıldırım baskıyla
duyurdu ve yer yerinden oynadı.
"Kıbrıs Türk’tür" Derneği’nin örgütlediği protesto yürüyüşü, tarihe "6 – 7
Eylül olayları" diye geçen saldırıyı başlattı.
6 Eylül akşamı İstanbul’un değişik yerlerinde, aynı anda patlayan yağma
hareketi bittiğinde taş taş üstünde kalmamış, papazlara saldırılmış, kiliseler,
mezarlıklar yıkılıp yakılmış, dükkânlar yağmalanmış, Beyoğlu, bir savaş
meydanına dönmüştü.
6 – 7 Eylül, Türkiye tarihine bir "utanç sayfası" olarak kaydoldu.

‘Zorlu’nun eli güçlensin’
Aradan geçen yarım asırda olayın nasıl tezgâhlandığı ortaya çıkarılamadı.
Bu gece saat 20.05’te CNN Türk’te yayımlanacak "O Gün" belgeseli için
görüştüğümüz "Kıbrıs Türk’tür" Derneği Başkanı Hikmet Bil, şunları anlattı:
"5 Eylül günü Menderes bana Kıbrıs konusunda Zorlu’nun destek istediğini
söyledi. Ben ayrıldıktan sonra Florya’da, Ata’nın evine bomba işini düşünmüşler.
MİT’in organize ettiği bir delikanlı bomba atsın, İstanbul’da ufak olaylar
çıksın, böylece Zorlu’nun eli güçlensin. Böyle bir organizasyon."
Başbakan Menderes ve Dışişleri Bakanı Zorlu Yassıada’da bu iddiayla
yargılandılar. Ve "tertipçiliköten 6’şar yıl hapis yediler.
Ancak olayın tüm boyutları ortaya çıkarılamadı.
Düğüm, Selanik’te atılan bombadaydı.
"Bombacı" konuşursa 6 – 7 Eylül aydınlanacaktı.
Belgesel için "bombacı"nın peşine düştük. Ve bütün yayınlarda adı geçtiği
halde hep suskun kalmış Oktay Engin’i Ankara’da bulduk.
Bunca maceranın ardından mütevazı bir hayat yaşıyordu.
Kamu görevlisi olduğu için, hayatının seyrini değiştiren bu olayla ilgili
olarak yıllarca konuşmamayı tercih etmişti.
Artık emekli olduğu için söyleşi talebimizi nezaketle kabul etti ve o
günleri hüzün ve öfkeyle anlattı.
1955’te Selanik’te devlet bursuyla hukuk okuyan bir öğrenci olarak
konsoloslukla yakın temastaydı.
İstihbarat görevlisi miydi?
"- Hayır, sadece bazen MİT bana akıl danışırdı."
Bomba olayı?
"- O gün kız arkadaşımla başka bir yerdeydim. Suçu üstüme yıkmak
istediler."
Olaydan sonra "bombacıyı azmettirme" iddiasıyla tutuklanmış, Selanik’te bir
kısmı hücrede geçen 9 ay 20 günün sonunda tutuksuz yargılanmak üzere
salıverilmiş. O da kaçıp Türkiye’ye gelmiş.
Burada devlet, uğradığı kayıpları telafi için ev ve iş vermiş. Yassıada’da
Menderes’le birlikte yargılanıp oybirliğiyle beraat etmiş.
Sonra bürokrasiye girip, Emniyet müdürlüğüne, valiliğe kadar tırmanmış, 3
yıl önce de Nevşehir valiliğinden emekli olmuş.

‘Kimse bana sormadı‘
"6 – 7 Eylül, derin devletin ilk provokasyonudur" iddiasına güldü.
"Herkes benim üzerime yazıp çizdi, kimse bana sormadı" dedi.
Olaylarda tertip olmadığına, bombayı muhtemelen Ata’nın evi civarında
oturan fanatik göçmenlerin koyduğuna, sonra da hükümetçe izin verilen bir
protesto gösterisinin çığırından çıktığına inanıyor, "kendisinin kurban
seçildiğini" söylüyordu.
Oktay Engin bugünlerde anılarını yazıyor.
Tanıklar konuştukça 50 yıllık bir utancın üzerindeki örtü ağır ağır
kalkıyor.
Bu gece izlerseniz göreceksiniz:
Türkiye tarihinin labirentlerinde gezinince insan sayısız karanlık mağara,
yığınla dipsiz kuyu buluyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: