İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Taha Akyol: Sezen’in konseri

NİKOĞOS AĞA, bir Osmanlı Ermenisi. Ermeni kilise müziğinde aynen Türk müziğinin makam ve usulleri kullanıldığı için Türk müziğini de öğrenmiş. En büyük klasik bestekarımız Dede Efendi’nin öğrencisi olmuş. Türkçesindeki aksanı Türk müziğinin ahengine uygunlaştırmak için Ahmet Vefik Paşa’dan edebiyat dersleri almış.

Yapı Kredi Yayınları’nın “Osmanlılar Ansiklopedisi”nde Nikoğos Ağa’nın “Hıristiyan olduğu halde mevlevihanelerde mukabelelere” yani zikir ve sema ayinlerine katıldığı belirtilerek deniliyor ki:

“Bir musiki hocası olarak Nikoğos Ağa’nın aralarında Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Mehmed Celaleddin Dede’nin de bulunduğu birçok kişiye Türk musikisi öğretmesi, Sultan Abdülmecid’in isteğiyle ezan okuması ve nihayet Türk musikisine eserleriyle büyük bir katkıda bulunması, yaşadığı dönemde toplumsal unsurlar arasındaki kültürel alışverişin ve sanat sevgisinin herhangi bir din ve milliyet taassubu ile gölgelenmediğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir…”

***

PAX OTTOMANA, (nizam-ı âlem) böyle bir hoşgörü ve kültürel çoğulculuğa dayanıyordu. Bunun iki somut kurumu, popüler Bektaşi tarikatı ve ‘elit’ Mevlevi tarikatlarıdır.

Fuat Köprülü, Bektaşi tarikatına mensup Ermeni halk ozanlarını anlatmıştır.

İstanbul’da ezan okuyup Mevlevi zikrine katılan, çok güzel Türkçe besteler yapan Nikoğos Ağa, Ermenistan’daki Eçmiyazin kilisesine giderek Ermeni ilahilerini notaya geçirmiş, dönüşte Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde ‘başmuganni’ olmuştu. “Devlet-i aliyye” bundan hiç “şüphe” duymadığı gibi, “millet-i sadıka” olan Ermeni cemaati de Türk ve İslam kültürüyle bu kaynaşmadan hiç rahatsız değildi.

Bizde kapitülasyonları kaldırmak için Âli Paşa’dan sonraki ikinci teşebbüsü yapan Abdülhamid’in Dışişleri Bakanı Sava Paşa Rum’du ve “İslam Hukuku” profesörüydü! Sava Paşa, Rum çocuklarının modern eğitim için Yunanistan’a gitmesini önlemek için Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nin kuruluşunda da büyük çaba harcamıştı.

***

BARBAR Balkan milliyetçiliği bu ilişkileri zehirledi. Tarihen imparatorluklar çağı da sona eriyordu. Osmanlı’nın arkadan hançerlendiği çok acı olaylar ve karşılıklı büyük ıstıraplar yaşandı. Hele de Sevr’in o kapkara yıllarında!

Cumhuriyet’i kuran kadroda azınlık kurum ve kültürlerine karşı derin şüphelerin bulunması sebepsiz değildir.

Bugün ise, etnik Kürt milliyetçiliği ayrı bir sorundur fakat Türkiye’de bir Ermeni ve Rum problemi yoktur.

Yüzyılın başında milliyetçi sosyolog Gökalp’in klasik müziğimizi Bizans etkisi yüzünden reddetmesi, yüzyılın sonunda ise milliyetçi sosyolog merhum Prof. Erol Güngör’ün Gökalp’i eleştirmesi zamanın değişimini yansıtır.

Bugün esinleneceğimiz tarih kesiti, Nikoğos Ağa’nın dönemidir. Bu esin ‘diyaspora’ya da taşınmalıdır.

30 Ağustos’a gelince… Türkiye’nin temel kurucu değerlerinden biri olan 30 Ağustos’a saygı, vatandaşlık görevidir.

Bir tür Osmanlı’dan Cumhuriyet’e zenginliğimizi sergileyen Sezen, “bütün kültürel mirasımızla 30 Ağustos’a saygımızı ifade ediyoruz” deseydi ne kadar iyi olurdu…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: