İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Azınlık vakıflarında kaybedilmiş eşeği bulmanın sevinci

Osmanlı döneminde padişah fermanlarıyla
kurulan eğitim, sağlık gibi cemaat içi hayır işlerine yönelik azınlık vakıfları
1935 tarihli 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’yla büyük bir sarsıntıya uğradı. Asıl
amacı İslami vakıfları denetlemek olan bu yasaya dayanan Vakıflar Genel
Müdürlüğü (VGM) tüm vakıflardan ellerinde bulunan mülklerin envanterini istedi.
Aradan yıllar geçti. 1964’te Kıbrıs bunalımından sonra, Yunanistan’a
Türkiye’deki Rum azınlık üzerinden bir tür misilleme yapmak isteyen devlet,
1936’dan kalma bu envanterleri hatırladı. Vakıflar Genel Müdürlüğü, azınlık
vakıflarının sadece bu envanterlerde yer alan mülklere sahip olabileceğini
bildirerek, 1936’dan sonra edindikleri malların eski sahiplerine iade edilmesi,
eski sahibi ölen mülklerin ise Hazine’ye devredilmesi için harekete geçti.
1970’ten itibaren açılan davalarla 1936’dan sonra azınlık vakıflarının edindiği
tüm mallar geri alındı. Bu mülklerin çoğu cemaat mensuplarının bağışları ya da
miraslarıydı. Azınlık temsilcileri her hükümet değişikliğinde bakanların
kapısını aşındırdı ama bu sorun aşılamadı. Özellikle son yıllarda Dışişleri
Bakanlığı Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden dolayı ciddi bir
sıkıntı içine girdi: Ülke içinde hukuki süreçte çözülemeyen bu tür davaların
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ulaşması halinde Türkiye’nin mahkum edilme
ihtimali yüksekti. Sadece bir Rum cemaati vakfı 1995’te Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne başvurdu, başvuru 2001’de kayda alındı. Önümüzdeki aylarda
başlanacak olan yargı sürecinin sonucu şimdiden belli. İşte mecliste kabul
edilen AB uyum yasalarının 4. maddesi Türkiye’nin önüne çıkacak bu sorunların da
aşılmasını sağlamış oldu. Ancak Prof. Baskın Oran’ın belirtiğine göre vakıflar
mallarını otomatikman değil dava açarak geri alabilecekler. 4. maddeyi
açacakları davalarda kendi lehlerine gerekçe olarak kullanabilecekler.

Ermeni Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink

Şan tiyatrosunu yeniden inşa edebileceğiz

Aslında azınlık vakıflarının ellerinden çıkan mülk sayısı abartıldığı kadar
fazla değil. Belki de toplam 500 mülk üzerine fırtına koparılıyor. İstanbul’da
kayıt altına alınmış olan tüm taşınmazların toplamının 2 milyon 680 bin
civarında olduğunu düşünecek olursak Meclisteki tartışmaların anlamsız olduğunu
daha iyi kavrarız. Türkiye’de bazı kesimler fobilerini hobi haline getirdi. Bu
kesimler, korkularını seviyorlar ve bunu topluma dikte etmeye çalışıyorlar.

Aslında bu madde abartıldığı kadar önemli değil. 1936’ya kadar ve hatta 1974’e
kadar biz istediğimiz mal üzerine tasarrufta bulunabiliyorduk. Ama 1974’ten
sonra vakıflarımızın malları ellerinden alınmaya başlandı. Şimdi bu hakkın
iadesi söz konusu. Yani bir nevi eşeği kaybedip bulmanın sevincini yaşıyoruz.
Artık okullarımızın, hastanelerimizin kalitesini arttırabiliriz. Bu arada Şan
Tiyatrosu’nu da yeniden inşa edebileceğiz. Fakat, vakıf mülkleriyle ilgili bu
kadar küçük bir sorunun ‘uyum yasaları’ gibi iddialı bir paketin içinde yer
almış olması doğru değildi. Bu sorun Bakanlar Kurulu’nun alacağı bir kararla
ortadan kalkardı. Çünkü bu durumda toplumun zihniyetinde, ‘bu yasalar AB
istediği için Meclis’ten geçti’ diye bir anlayış var.

Yunanistan’daki Türklerin hakkını da AB koruyor

Yunanistan, AB’nin baskısıyla 1979’da Batı Trakya’daki Türk vakıflarına mülk
edinme hakkını tanımak zorunda kaldı. Ama Türk vakıflarının önüne uygulamada
birçok engel çıkardı. AB, hak ihlallerini sürdürmesi üzerine 1998’de
Yunanistan’ı ‘‘birlik içinde insan hakları ihlalinin en fazla yaşandığı ülke’’
ilan etti ve çeşitli yaptırımlar uygulamaya başladı. Yunanistan, 1999’dan
itibaren bu konuda olumlu adımlar atmaya başladı, hükümet Batı Trakya’da hak
ihlallerini sürdüren bürokratları birer ikişer görevden almaya koyuldu. Ama
gerek AB ve gerekse Batı Trakya Türkleri atılan adımları yeterli bulmuyor.

Antakya Hıristiyan Kilisesi Cemaat Vakfı Başkanı Jozef Naseh

Birey olarak mülk alıyorum ama vakıf olarak engelle karşılaşıyorum

4. maddenin bize çok faydalı olduğuna inanmıyorum. Çünkü yeni mülk edinme kararı
Bakanlar Kurulu’na bırakıldı, yani siyasi mekanizmaya verildi. Bizim Hıristiyan
olmamızdan kaynaklanan sorunlar var. Bunu aşmak için hoşgörü yerine toplumsal
uzlaşma kavramını koymak gerekiyor. Hoşgörü bazen bozulabiliyor ama toplumsal
uzlaşma daha kalıcı. Ben birey olarak istediğim yerde, istediğim malı alıp
satabiliyorum. Fakat vakıf olarak yaptığımızda engellerle karşılaştık. Zamanın
Cumhurbaşkanı Demirel’e sorunlarımızı anlatan bir dosya sunmuştuk. Toplam 30
civarında mülkümüz var. Ama bunların içinde arsalarımız var ki biz bunları
cemaatin yararına kullanamıyoruz.

Meclis’teki iddiaların aksine Fener’de Rum vakıflarına iade edilecek mülk yok

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün denetiminde 159 azınlık vakfı var. Bunların 77’si
Rum, 52’si Ermeni, 19’u Musevi, 1 tanesi de azınlıklara mensup esnafa ait. Lozan
Anlaşması’nda sayılan resmi azınlık statüsünde olmamalarına rağmen Süryanilere
ait 9 vakıf da aynı hukuka tabi. Tüm bu vakıfların 1936 sonrasında edindikleri
ve daha sonra ellerinden çıkan mülklerinin sayısı tespit edebildiğimiz kadarıyla
483. Bu mülklerin 3’ü Anadolu’da, diğerleri İstanbul’da yer alıyor. İstanbul’da
Ermeni vakıfları 1936’dan sonra az sayıda (30), ama değerli mülkler edinmiş:
Beyoğlu’ndaki İGS binası, Eminönü Selamet Han, Develi Apartmanı ve arsası,
Gedikpaşa Ermeni Protestan Okulu, Bomonti Ermeni Okulu gibi.

Rum vakıflarının ise 1936’dan sonra edindikleri mülk sayısı 450’yi buluyor. Ama
bunlar çok değerli mülkler değil. İstanbul’da Rumca yayımlanan İho Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni Andrea Rombopulos, Rum vakıflarına ait ihtilaflı 450
mülkün envanterini çıkarmış. Bu taşınmazların büyük bir bölümü Adalar, Şişli,
Beyoğlu, Çengelköy, Kurtuluş ve Samatya’da bulunuyor. Meclis Anayasa
Komisyonu’nda 4. madde ile ilgili tartışmalarda bazı milletvekilleri, bu yasayla
birlikte Fener’de Patrikhane’nin civarında olan yüzlerce yapının Rum vakıflarına
iade edileceğini belirterek böylece Patrikhane’nin Vatikan’a dönüştürüleceğini
iddia etmişlerdi. Rombopulos ise, ‘‘1936’dan sonra Rum vakıfları Fener
civarından tek bir taşınmaz dahi almadılar, o bölgede ihtilaflı bir yapı
sözkonusu değil’’ dedi. 

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: