İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

TBMM’de Azınlık Vakıfları düzenlemesi ile ilgili tartışmalar

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
21. Dönem 4. Yasama Yılı
125. Birleşim 02/Ağustos/2002 Cuma

………….

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜL (İstanbul)

İkinci olarak, AK Partili arkadaşlarımızla ilgili bir konu var. AK Partili
arkadaşlarımız, 4 üncü maddeyle ilgili, yani, azınlık vakıflarıyla ilgili yine
bir önerge getirdiler. Önerge desteklenmedi; ama, daha sonra, maddeyle ilgili
oylamaya geçildi. Maddeyle ilgili oylamaya geçildiği zaman, Milliyetçi Hareket
Partisi, bütün maddelerde olduğu gibi, buna ret oyu verme kararındaydı ve onu
uyguladı, ret oyu verdi. Peki, daha sonra ne oldu; işte, bazı arkadaşlar da ret
oyu verdi; ama, madde, önce 2-3 oyla geriye kalma durumunda kaldı. Ben itiraz
ettim, Sayın Komisyon Başkanımız yeniden saydı; ama, yine, 2 AKP’li arkadaşımız,
önergeyi veren AKP’li arkadaşımız başta olmaz üzere, duruyorlardı. Daha sonra,
onlar oy vermediği için, onların oy vermesi halinde 12’ye 11 geçecek olan madde
11’e 10 kalmış oldu. Yani, kendi önergelerinin gereğini yapmadılar. Peki,
böylece kaldı mı; hayır. Daha sonra, biz, muhalefet şerhi vermek üzere -bu
maddeler geçtikten sonra- gittik ve 6 arkadaş muhalefet şerhlerimizi koyduk;
koyarken, bir de baktık ki, bu var. Yani, bizim muhalefet şerhimiz gibi, gerek
DYP’li milletvekili arkadaşlarımız gerek AKP’li milletvekili arkadaşlarımız,
orada oy vermedikleri halde, buraya “ben, 1 inci ve 4 üncü maddeye muhalifim”
diye şerh düşmüşlerdi. Yani, buna göre, esasında, bu maddenin geçmesi
gerekiyordu; çünkü, burada, 12 tane şerh var. Hatta Sayın Fethullah Erbaş da
“bazı maddelere muhalifim” dediği için, onunki anlaşılamamış, onu çıkarmamız
halinde 12 tane şerh vardı. Zaten, orada muhalif olan 11 oy vardı; otomatikman
geçmesi gerekiyordu. Daha sonra yapılan -Sayın Başkanın yaptığı- görüşmelerde,
ne hikmetse, önce, orada 4 üncü maddenin aleyhinde konuşan, vakıflarla ilgili
çok güzel tavırlar ortaya koyan Mehmet Çiçek Beyin, 1 ve 4’le değil, geçici 1
inci madde ve yine 1 inci maddeyle ilgili olduğunu söylediler. O zaman, Sayın
Çiçek, orada, neyin aleyhine konuşmuştu; ne yapmıştı? Sonuçta anladık ki, tıpkı
pek çok konuda olduğu gibi, içeride farklı, dışarıda farklı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET GÜL (Devamla) – İçeride ve dışarıda kamuoyuna oynayan, hem “Avrupa
Birliği adına Apo’yu tercih etmem” diyen hem de, orada, güya idamını istiyormuş
gibi -ki, o zaman, Sayın Çiller’in talimatının dışında hareket ediyorlar
demektir- davranıp, sonra da, güya MHP’yi açık düşürmeye çalışan bir anlayış
vardı. Sonunda, baktık ki, her tarafları açılmış; takke düşmüş, kel gözükmüş.
(MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, burada, güya, AKP’li dostlarımız da, azınlık vakıflarıyla ilgili tavır
koymuşlar; ama, orada oy vermiyorlar, üstelik 2 kere oylanmasına rağmen,
oylarını çekimser olarak kullanıyorlar; ama, yarın, vatandaşa “bu, azınlık
vakıflarıdır, biz, buna tavır koyduk” demek adına da buraya muhalefet şerhi
koyacaksınız. Bu, belgedir, ikiyüzlülüğün belgesidir. (MHP sıralarından “Bravo”
sesleri, alkışlar)

………….

BAŞKAN – 4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. – A) 5.6.1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 1 inci
maddesinin sonuna aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Cemaat vakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın, Bakanlar
Kurulunun izniyle dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki
ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilirler ve taşınmaz malları
üzerinde tasarrufta bulunabilirler.

Bu vakıfların dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki
ihtiyaçlarını karşılamak üzere, her ne suretle olursa olsun, tasarrufları
altında bulunduğu, vergi kayıtları, kira sözleşmeleri ve diğer belgelerle
belirlenen taşınmaz mallar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı
ay içinde başvurulması halinde vakıf adına tescil olunur. Cemaat vakıfları adına
bağışlanan veya vasiyet olunan taşınmaz mallar da bu madde hükümlerine tâbidir.”

B) 8.6.1984 tarihli ve 227 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğünün Teşkilât ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki Ek Madde eklenmiştir.

“Ek Madde 3. – Türkiye’de kurulan vakıflar, amaçları doğrultusunda
uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde, İçişleri ve
Dışişleri Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle, Vakıflar Genel
Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlığın önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun
izniyle yurt dışında kurulmuş vakıf veya kuruluşlara üye olabilirler.

Türkiye’de kurulan vakıfların vakıf senedinde belirtilen amaçları
gerçekleştirmek üzere uluslararası faaliyette bulunması ve yurt dışında şube
açması ile yurt dışındaki benzer amaçlı vakıf veya kuruluşlarla işbirliği
yapması, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle,
Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlığın önerisi üzerine Bakanlar
Kurulunun iznine bağlıdır.

Yabancı ülkelerde kurulmuş vakıflar, uluslararası alanda işbirliği
yapılmasında yarar görülen hallerde, karşılıklı olmak koşuluyla, İçişleri ve
Dışişleri Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle, Vakıflar Genel
Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlığın önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun
izniyle Türkiye’de faaliyette bulunabilirler, şube açabilirler, üst kuruluşlar
kurabilirler, kurulmuş üst kuruluşlara katılabilirler veya kurulmuş vakıflarla
işbirliği yapabilirler.

Bu vakıflar, Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflar hakkında
uygulanan mevzuata tâbidir.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin bitimine çok az süre
kaldığı için; saat 20.00’de toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.50

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.00

BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER:Sebahattin KARAKELLE(Erzincan), Burhan ORHAN(Bursa)

______0_____

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 125 inci
Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan,
Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek ile Kırıkkale Milletvekili Nihat
Gökbulut’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması ile Milletvekilliği Genel
Seçimlerinin 3 Kasım 2002 Pazar Günü Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve
Anayasa, İçişleri, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor, Sağlık, Aile, Çalışma
ve Sosyal İşler ve Adalet Komisyonu Raporları (2/1020)(S.Sayısı:
8909)———————–(Devam)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

4 üncü maddeyi okutup, ara vermiştim.

4 üncü madde üzerinde, Saadet Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın
Cevat Ayhan konuşacaklar.

Sayın Ayhan, buyurun. (SP sıralarından alkışlar)

SP GRUBU ADINA CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; 890
sıra sayılı birçok kanunda değişiklik yapan ve genel olarak Avrupa Birliğine
uyum kanunları dediğimiz bir paketin 4 üncü maddesi üzerinde Saadet Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Epey hararetli geçen müzakereleri, geçirdiği ağır ameliyata rağmen sıhhati
afiyetle, fevkalade dirayetle yönetmiş olmasından dolayı da, Muhterem Başkana
burada takdirlerimi ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, Allah razı olsun efendim.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Dönemin son kanun müzakeresini yapıyoruz. En ağır
şartlarda dahi, Meclis başkanvekillerimizin, Meclisi, bu 21 inci Dönemde,
dirayetle yönettiklerini ve devletimiz ve milletimiz için faydalı olduğuna
inandığımız birçok kanunun çıkarılmasını neticelendirdiklerini ifade ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, teşekkür ediyorum; arada sırada, böyle,
başkanvekillerine doping lazım efendim. Moral verdiniz, teşekkür ediyorum.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Kendilerine, uzun ömür, hayırlı ömür ve sıhhati
afiyet diliyorum.

BAŞKAN – Ben, saati tekrar ayarlıyorum efendim.

Buyurun.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Muhterem üyeler, kanun teklifinin bu 4 üncü maddesi, vakıflarla ilgili
düzenlemeler getiriyor; epeydir tartışılan cemaat vakıflarıyla ilgili ve
Türkiye’deki vakıfların yurtdışındaki vakıflarla işbirliği yapabilmesi imkânları
üzerinde yeni düzenlemeler getiriyor; bu maksatla, 2762 sayılı Vakıflar
Kanununda ve 227 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğü Kanununda değişiklikler
yapıyor.

Tabiî, bu tasarının geneli üzerinde bir cümleyle bir tenkitimi de ifade etmek
istiyorum: Bazı maddelerde sekiz on tane kanun bir maddeye konulmuş. Bu,
müzakere usulü bakımından yanlış bir usuldür; bu dönemde geldi, bundan da
kaçınmak lazım. Müzakere süresini kısaltmak için bu şekilde hareket, kanun
maddelerinin müzakeresini ve değerli Meclis üyelerinin katılımını
zorlaştırmaktadır; onu da ifade ediyorum.

Tabiî, cemaat vakıflarıyla ilgili getirilen düzenleme, cemaat vakıflarının
Bakanlar Kurulu izniyle…

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Hangi cemaatler; onu da bir ifade edin.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Bu cemaatler, Lozan Barış Antlaşmasında tarif edilen
cemaatlerdir.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Azınlıklar…

CEVAT AYHAN (Devamla) – Azınlıklara ait, dinî azınlıklara ait cemaat
vakıflarıdır; Musevilerdir, Hıristiyan vakıflarıdır, Ermeni cemaatidir, Rum
cemaatidir, patrikhanedir vesairedir, hepsi bunun içindedir.

Burada getirilen düzenlemeler, Bakanlar Kurulunun izniyle, dinî, hayrî,
sosyal, eğitim, sağlık ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere,
taşınmaz mal edinebilmelerini ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta
bulunmalarını mümkün kılmaktadır.

Bu düzenlemeyle, yine, tabiî, bugüne kadar kayıtlarda üzerinde görülen
mallar, kendileri adına tapuya tescil edilecek ve yine, cemaat vakıfları adına
bağışlanan veya vasiyet olunan taşınmaz mallar da bu madde hükümlerine tabidir.

Şimdi, tabiî, bu çok tartışılıyor, epey süreden beri basında da tartışılıyor,
burada da tartışılacaktır. Benim söylemek istediğim şu: Tabiî, toplumlar, artık,
kapalı toplum olmaktan çıktı; yani, insanlar her yerde, birçok yerde. Bizim,
Avrupa’da milyonlarca insanımız var, onların orada vakıfları var. Bulgaristan’da
insanlarımız var, orada Bulgar vatandaşıdırlar, esas itibariyle bizim dinî ve
kültürel kardeşlerimizdir; başka ülkelerde var. Yani, mütekabiliyet çerçevesi
içerisinde, bu tip ihtiyaçlara makul bakmak ve bu ihtiyaçların karşılanmasından
rahatsızlık duymamak lazım demek istiyorum. Yani, bir yerde bir cemaat varsa,
bir dinî topluluk varsa, onun ihtiyaçlarının da karşılanması lazım. Tabiî,
Yunanistan’daki Müslümanların, oradaki kardeşlerimizin dinî hayatları, kültürel
hayatları üzerinde birtakım baskılar var. Tabiî, bunların kaldırılması için,
uluslararası toplumda, Avrupa Birliğinde mücadele etmek bizim görevimizdir.

Ancak, tabiî, 1920’lerin, 1930’ların şartları farklıydı, bugün farklı
noktalara gelmiş bulunmaktayız. 70 000 000’luk Türkiye’nin, bugün geldiği
noktada, artık, 1920’li yılların şartlarının dışına çıkıp, ürken, çekinen,
kabuğuna çekilen bir Türkiye yerine, yayılan, genişleyen ve tekrar güçlü bir
dünya devleti olma iradesiyle beraber, kendi kültürünü, değerlerini,
medeniyetini, inançlarını taşıyabileceği bir azimle, kararlılıkla da açılması
gerekiyor; yani, içine kapanma yerine, şimdi açılma dönemindeyiz.

Tabiî, açılma döneminin şartlarına sahip miyiz; maalesef, bunları da
söyleyemiyorum; yani, iktisadî şartlar bakımından fevkalade zebun olduğumuz,
zayıf olduğumuz, zor şartlarda yaşadığımız, kültürel değerlerimizin erozyona
uğradığı bir dönemdeyiz.

Şimdi, bu teklifin, tabiî, lehinde, aleyhinde konuşulacaktır; ama, ben,
burada, muhterem hükümetin ve muhterem arkadaşlarımızın dikkatine şunu arz etmek
istiyorum… Zaman zaman, bunu, burada konuştuk, yine de konuşacağız, bundan
sonraki dönemlerde de konuşacak arkadaşlarımız olacaktır; o da şudur: Bizim,
kendi değerlerimizin, inançlarımızın, kültürel değerlerimizin, manevî
değerlerimizin, uluslararası platformda, rekabet sahasında -ki, bugün, rekabet,
sadece ticarî emtiada değil; kültürler, medeniyetler, anlayışlar, inançlar
rekabet ediyor- bizi güçlü kılacak şekilde sivil toplumun güçlendirilmesine
ihtiyacımız var. Kamu yönetimi sivil toplumun önünü açsın, zorluklar çıkarmasın,
engeller çıkarmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Teşekkür ederim Muhterem Başkan.

Bakın, size bir tespitimi söyleyeyim: Deprem bölgesinde -üç yıl yaşadık-
devletin arşivlerine intikal eden raporlar var. O deprem bölgesinde, biz, cemaat
vakıflarının -cemaat vakıfları diyelim; ama, Müslüman cemaatin vakıflarıdır
kastettiğim- oralarda çalışmalarını engelledik -o günleri hatırlayan
arkadaşlarımız vardır- hükümet adına engelledik, devlet adına engelledik, irtica
vehmi korkusuyla engelledik. O bölgelerde misyoner teşkilatları kol geziyor ve
bu, devletin raporlarındadır. İslamî faaliyetler zayıflatıldığı, baskı altına
alındığı için, burada misyoner faaliyetleri canlandı. Misyoner faaliyetleri,
tabiî, manevî bakımdan güçsüz gördükleri insanları birtakım menfaatlar vaadiyle
de kendi şeylerine çekebilmektedir. İnsan fıtratıdır bu.

Şunu söylemek istiyorum: Eğitim hayatında da, sivil toplumda da, kültür
hayatında da kendi değerlerimizi, inançlarımızı güçlendirmemiz lazım. Biz,
Avrupa Birliğine gireriz girmeyiz; ama, girmesek de, girsek de, dünya fevkalade
kesif bir rekabet içinde. Herkesin odasında, herkesin evinde bütün dünya var
bugünkü şartlarda. Buna karşı diri durabilmenin yolu, bizi bu topraklara getiren
ecdadımızı, Ahmet Yesevî’nin dervişleri gibi, dünyanın her yerine götürecek olan
bu ruhu, bu ahlakı, bu yüce değerleri tekrar evlatlarımıza okullarda öğretmek,
sivil toplumda sevdirmek, benimsetmek, kültür hayatımızı, eğitim hayatımızı bu
çerçevede yönlendirmek gerekir. Eğer manevî yönden güçlü insanlar
yetiştiremezsek, iktisadî yönden ne kadar güçlü olursa olsun, o, bir noktada
temsil edilir, bir noktada asimile edilir ve kaybolur. Bunun örnekleri vardır
yeryüzünde ve bu kendi kültürüne sahip olan ve kendini asırlarca koruyan
ülkelerin başında da ben size bugün İsrail’i gösteririm. İsrail’in, hakikaten,
kendi değerlerine her seviyede ne kadar bağlı olduğunu, ne kadar bunları
güçlendirici istikamette politika takip ettiğini de hep beraber görüyoruz.

Bugünkü idarecileri de, gelecekteki idarecileri de, bu cemaat vakıflarına,
azınlık vakıflarına bakarken, kendi millî değerlerimizin vakıflarına da, İslamî
vakıflara da, anlayışla, destekleyici, geliştirici, önlerini açıcı bir üslupla
bakmaları gerektiğini ifade ediyorum, hepinizi hürmetle selamlıyorum. (SP
sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Şimdi söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisinde efendim.

Adıyaman Milletvekili Sayın Dengir Mehmet Fırat; buyurun efendim. (AK Parti
sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkanım,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu paketin 4 üncü maddesiyle ilgili olarak Grubum adına söz almış
bulunuyorum. Ancak, 4 üncü madde üzerindeki fikirlerimi serdetmeden önce bir
konunun altını çizmekte fayda görüyorum.

Bugün yapılan görüşmelerde, bazı hatiplerin Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gerektirdiği mehabetin dışındaki hareketlerinin, Meclisin son günlerinde ve
özellikle 21 inci Dönemin bu son toplantılarında bu Meclise yakışmadığı
kanısındayım.

Bazı milletvekili arkadaşlarımız, diğer bazı milletvekili arkadaşlarımızın
isimlerini serdederek, bunların komisyonlarda ne şekilde rey kullandıklarını
veya burada ne şekilde rey kullandıklarını beyan etmelerini, ben, şahsen doğru
bulmuyorum; çünkü, her şeyin ötesinde, milletvekilleri, Anayasamıza göre,
vicdanlarına göre oy verirler. Kaldı ki, hangi siyasî partinin, hangi tutum
içerisinde olduğunu bilmemekte mümkün değil. Yani, şimdi, Sayın Milliyetçi
Hareket Partisinin Grup Başkanının veya Sayın Mehmet Gül’ün veya Sayın
Yahnici’nin 1 inci madde oylanırken oy kullanmamış olmaları, onların bunları
kabul ettiği anlamında değerlendirilmesi mümkün olabilir mi; mümkün değildir.
Çünkü, biliniyor ki, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu maddenin reddi
konusunda oy kullanacaklardır, fikirlerini bu yönde serdetmişlerdir. Tabiî,
belki işleri vardır, belki giremediler; ancak, oy kullanmamış olmalarını burada
serdetmenin, en azından, siyasî ahlaka uymadığı kanısındayım.

Bunu belirttikten sonra, ümit ediyorum ki, isim vererek arkadaşları rencide
etmenin bundan sonra olmayacağı kanısındayım.

Gelelim maddeye; madde, azınlık vakıflarını düzenliyor. Azınlık vakıfları
dediğimiz zaman, azınlık hakları akla geliyor. 21 inci Yüzyıla girerken, artık,
19 uncu Yüzyılın ve 20 nci Yüzyılın birinci yarısına kadar uluslararası hukukun
bir enstrümanı olarak kullanılmış olan azınlık haklarından bahsetmek, bence,
demokrasinin ayıplarından birisidir. Hele, özellikle bu azınlık vakıfları
hakkında çok kötü şekilde beyanlarda bulunmak bu ülkenin vatandaşı olan, ancak,
başka dinlere mensup bu azınlıklara yapılmış olan en büyük haksızlıktır. Bu
insanlar en az bizim kadar vatanperverdir ve bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşıdır, onlara en azından saygı gösterilmesi, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin milletvekilleri olarak bizim görevimizdir. Bu insanlar da bu ülkenin
ordusunda hizmet ediyorlar, bu insanlar da burada ticaret yapıyorlar, bu
insanlar da vergilerini ödüyorlar. Bunlara şüpheyle bakmanın, bunları şüphe
altında, zan altında bırakmanın hiçbirimizin hakkı olduğu kanısında değilim.

Nedir: Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel hukuk yapısını oluşturan Lozan
Antlaşmasına -ki, 20 nci Yüzyılın başında imzalanmış bir antlaşmadır- dayanarak
bugün bu insanların ibadet veya vakıf haklarının ne şekilde düzenleneceğini
tartışmanın yeri olduğu kanısında değilim. Bizim şunu söylememiz lazım:
Türkiye’de azınlık yoktur, Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları vardır.
Bunlar ibadetlerini, inançlarını istedikleri gibi yaşayabilirler. Cami nasıl
yapılıyorsa, havrasını da, kilisesini de öyle yapabilmelidir; biz bu
vatandaşlarımıza bu kolaylıkları göstermek durumundayız.

Alınacak kararla şunu demeliyiz: Lozan’da belirtilmiş olan azınlık hakları
tamamen ortadan kaldırılmıştır; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak 21 inci
Yüzyıldaki tüm insan haklarından istifade ederler. Devlet bunlara yardım eder.

Eğer, bunun aksini savunduğumuz takdirde, Almanya’da yaşayan 2 500 000
insanımızın, hatta yurt dışında yaşayan toplam 4 000 000 insanımızın oradaki
azınlık olduklarını peşinen kabul etmiş oluruz; onların ibadetleri, onların
eğitimleri konusunda söyleyecek bir sözümüz kalmaz. Dünyanın gözü kapalı değil,
dünya bize bakıyor

Değerli arkadaşlar, bunun kabul edilmesi, hatta daha da geniş kabul edilmesi
gerektiği gibi, aslında bunun tamamen genişletilmesi ve azınlık meselesinin
ortadan kaldırılması gerekiyor. Türkiye’nin temel sorunlarından biridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, toparlar mısınız.

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) – Dünya, artık, faşizmi, nazizmi 1945’lerde
gömdü. Belki, bazen, ortaya çıkmak isteyen Heider’ler, oldu, Lepen’ler de oldu;
ama, onlar da gömülüyorlar.

Şu anda görüşmekte olduğumuz Avrupa Birliği yasaları şunu gerektiriyor, şunu
söylüyoruz: Şu Lozan Antlaşmasında azınlıklara tanınan hakkı Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarına tanıdığımız takdirde, Avrupa Birliğiyle sorunumuz kalmayacak.
Bugün tartıştığımız konu bu. Lozan’da azınlıklara tanıdığımız hakları, şu anda
kendi vatandaşımıza tanıyıp tanımamanın mücadelesini ve kavgasını burada
veriyoruz. Aslında, Türkiye Cumhuriyeti halkı, bunun farkında ve bizi
seyrediyor; ama, inanıyorum ki, ne söylerlerse söylesinler, ne yaparlarsa
yapsınlar, erkekler, ürkekler bitti, şimdi, idama kaldı, şuna kaldı, buna kaldı.
O da bitti. Artık, insanlar buna bakmıyor, bununla ilgilenmiyor.

Ha, asarsınız, asmazsınız; asamadınız; bundan sonra da asamayacaksınız; ama,
her şeyin ötesinde… (MHP sıralarından gürültüler) Asamazsınız; çünkü, o
kalktığı takdirde argümanınız kalmıyor, argümanınız kalmıyor; rey
alamayacaksınız, propaganda yapamayacaksınız.

Saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar, MHP sıralarından
gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Fırat, teşekkür ediyorum efendim.

Efendim, şimdi, söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunda.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Çankırı Milletvekili Sayın İrfan
Keleş; buyurun efendim.

MHP GRUBU ADINA İRFAN KELEŞ (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlarken, büyük Türk Milletini ve onun değerli
temsilcilerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Üzülerek belirtmek isterim ki, vakıflar karşısında bugünkü nesillerin
vurdumduymazlığını anlamak mümkün değildir. Bunun en güzel örneği de şu anda
görüştüğümüz yasa teklifidir; çünkü, teklifle, kendi vakıflarımıza çok
gördüğümüz imkânlar azınlık vakıflarına tanınmaya çalışılmaktadır. Bu teklifle
getirilmesi düşünülen en önemli değişiklik, azınlık vakıflarının önündeki
engeller kaldırılarak, azınlık vakıflarına, taşınmaz mal edinebilme ve taşınmaz
malların üstünde tasarrufta bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Açıkçası, Bakanlar
Kurulu izniyle, vatan topraklarının gayrimenkul tescili yoluyla satışına izin
verilmektedir; yani, vatan toprağı, Ermeni, Rum ve Yahudi azınlıklara
satılabilecektir. Bu gerçeği, Yüce Türk Milletinin çok iyi bilmesi
gerekmektedir. Vatan toprağını, Ermenilere, Rumlara ve Yahudilere satmak
isteyenleri tarih ve Türk Milleti affetmeyecektir. (MHP sıralarından alkışlar)

Bilindiği gibi, ülkemizde bulunan azınlıklarla ilgili düzenleme Lozan
Antlaşmasıyla tespit edilmiş bulunmaktadır. Lozan’da, azınlık vakıflarının
kendilerini ne şekilde sürdürecekleri, yeni mallar edinemeyecekleri karara
bağlanmıştır. Eğer, karşılıklılık ilkesi tanınsaydı, Balkanlar’daki onbinlerce
vakıf eserimiz yerle bir edilebilir miydi? Türklerin mezar taşlarına bile
tahammül edemeyenler, camilerimize, medreselerimize, çeşme ve
kervansaraylarımıza saygılı oldular mı?! Anlaşmalara rağmen, Yunanistan’da
vakıflarımız çalışabiliyor mu; bırakın çalışmayı, tamir bile ettirmiyorlar,
traktör sürücülerine ehliyet bile vermiyorlar. Söyleyin Allah aşkına; biz,
Ermenistan’da hangi vakıf şubesini açacağız da, karşılığını göreceğiz.
Karabağ’da, Lefkoşe’de, Türk kanı içmekten zevk duyduğunu açıkça ifade
edenlerin, Türk eserlerine, vakıflarına saygı göstermesini beklemek, gaflet ve
dalalet değilse, nedir Allah aşkına? (MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu maddeye göre, bizim Almanya’da, Fransa’da, vakıf şubesi
açabileceğimiz ifade ediliyor; açsak ne olur, açmasak ne olur… Onların,
Türkiye’de açtıkları vakıflar kanalıyla, ne gibi faaliyetlerde bulunduklarını
bilmeyen kaldı mı? Şimdi, karşılıklılık ilkesinin Türkiye’ye getireceği ne fayda
var Allah aşkına!

Azınlık vakıflarının, mutlaka, gayesine uymayan, gayesini aşan çalışmalarına
engel olunmalı, kurulu olduğu yerin dışında gayrimenkul edinmeleri
engellenmelidir. Satın alma bedelini kimin, nereden, nasıl karşılayacağı mutlaka
açıklanmalıdır. Bize göre, 1949 yılında çıkarılan 5400 sayılı azınlık
vakıflarıyla ilgili kanun, aynen muhafaza edilmelidir.

Şimdi, vakıflar konusu, Avrupa uyum yasaları adı altında Meclisin gündemine
getiriliyor. Ne alakası var Allah aşkına?! Bu konu, enine boyuna, iyice
incelenmeden, alternatif çözüm yolları tartışılmadan, yangından mal kaçırır gibi
gündeme getirmenin ne anlamı vardır!

Vakıflar, hayır hizmetlerini yapmak üzere yeterli malla kurulmaz, idare
edilmezse, şu veya bu şekilde fazla mal edinirlerse, hem idaresi hem de kontrolü
son derece zordur. Ayrıca, her an elde ettiği fazla geliri harcamak üzere,
devletimizden yeni tavizler isteyebilirler. Mesela, bir Ermeni vakfı, Van’da,
Diyarbakır’da, Kars’ta, Ağrı’da pek çok mal edinmek, oralarda faaliyet göstermek
isterse nasıl önleyeceksiniz? Mesela, aynı vakıf “fazla param var, Ermenistan’a
yardım edeceğim” derse, ne yapacaksınız? Mesela, “ben, vakfıma tam
yetişemiyorum, mallarımın geliri çoğaldı, yabancı uyruklu Ermeniler, Rumlar
gelsin, yönetime katılsın” derse ne yapacaksınız? Bu soruları çoğaltmak mümkün.
Bu konuları açıklığa kavuşturmadan, azınlık vakıflarına yeni imkânlar vermek bir
gaflet değil midir?! Onun için, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu teklifi
benimsemiyoruz.

Son günlerde, bazı iç ve dış güç odakları, Milliyetçi Hareket Partisini
Avrupa Birliğine karşıymış gibi gösterme gayreti ve çabası içerisine girmiş
bulunuyorlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

İRFAN KELEŞ (Devamla) – Onlar, ne derse desinler, Milliyetçi Hareket Partisi,
milletimizi yakından ilgilendiren her konuda elbette hassasiyet gösterecektir,
bundan tabiî ne olabilir ki! Avrupa Birliğini cennetmiş gibi gösterip, ülkemizin
üniter yapısını bozacak, milletimizin onurunu zedeleyecek teslimiyetçi bir
zihniyetle hareket edemeyiz.

Elbette Avrupa Birliğine girmeliyiz, bunun için yapılması gereken
düzenlemeler yapılmalı; ancak, bu konu, mandacı bir zihniyetle, teslimiyetçi bir
zihniyetle ele alınamaz; şahsiyetli, onurlu, karşılıklı saygı ortamı içinde ele
alınarak müzakere edilmeli, milletimizin hakları mutlaka korunmalıdır. İşte,
Milliyetçi Hareket Partisinin hassasiyeti budur, birilerinin bunu anlaması,
Allah aşkına, çok mu zordur! (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ne
hazindir ki, Osmanlı’da da sıkışık dönemlerimizde karşımıza hep vakıf dayatması
getirilmiştir. Şimdiyse, bu zor dönemimizde, cumhuriyet hükümetlerine de yine
aynı dayatma yapılmaktadır, bunu iyi niyetle karşılamak mümkün müdür!

Sayın milletvekilleri, biliniz ki, Ermeni, Rum, Yahudi vakıflarının toprak
satın almalarına müsaade etmek, tarihî bir vebaldir; ileride, telafisi mümkün
olmayan belaları başımıza açacaktır. Dün silahla alınamayan, her bir karışını
şehit kanlarıyla yoğurduğumuz vatan toprakları parayla satılamaz, parayla satın
alınamaz; “vatan” denilen toprak parçası bu kadar ucuz mu?! (MHP sıralarından
alkışlar) Bu değişikliğe “evet” demek, İstanbul’da bağımsız bir patrikhaneye
“evet” demektir; bu teklife “evet” demek, Trabzon’da Rum-Pontus’a “evet”
demektir; bu teklife “evet” demek, Ege’de, Akdeniz’de, Mardin’de, Kars’ta,
Ağrı’da Ermeni, Rum, Yahudi egemenliğine “evet” demektir. Tüm milletvekili
arkadaşlarımı ve siyasî partilerimizi, bu oyuna gelmemeleri için uyarıyoruz.
Politik hesaplarla satılamayacak değerler vardır; vatan gibi, bayrak gibi, namus
gibi… Unutmayınız ki, yarın, tarih ve çocuklarımız, hepimizin yakasına
yapışacaktır.

Şimdi, burada, bu teklife destek veren partilerimize seslenmek istiyorum.
Değiştiklerini ifade eden AK Partililere seslenmek istiyorum: Değişmek, vatan
toprağını Ermenilere, Rumlara ve Yahudilere satmak mıdır?! (MHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar)

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Hop hop!..

İRFAN KELEŞ (Devamla) – Milliyetçi olduklarını ifade eden DYP’lilere
seslenmek istiyorum: Sizin milliyetçilik anlayışınız, kayıtsız şartsız
Avrupalılara teslim olmak mıdır?! (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Biz, sizden daha çok milliyetçiyiz.

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) – 2 dakika geçti Sayın Başkan.

İRFAN KELEŞ (Devamla) – Bu millet, en zor şartlar altında bile manda ve
himayeyi kabul etmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İRFAN KELEŞ (Devamla) – Siz Saadet Partililer, ne zamandan beri Batı
kulüplerinin savunucusu oldunuz; vatan toprağının satılması vicdanlarınızı
sızlatmıyor mu?!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

İRFAN KELEŞ (Devamla) – Biliniz ki, bu davranışınızı tarih ve Türk Milleti
asla affetmeyecektir. (DYP, AK Parti ve SP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Ne oluyor efendim?! Sayın hatip bir şey demiyor, size ne oluyor?!

Efendim, toparlayın lütfen.

İRFAN KELEŞ (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle, mevcut teklife ret oyu
vereceğimizi ifade ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)

BAŞKAN – Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Ahmet Tan; buyurun efendim.
(DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA AHMET TAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Demokratik Parti Grubu adına, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cemaatlerin taşınmaz mal edinmeleriyle ilgili 4 üncü madde üzerinde, Grubumun
düşüncelerini açıklayacağım. “Cemaat” sözcüğü, iştah kabartıcı bir sözcük;
azınlık ifade edebildiği için, dinsel inançlarla ilintili olduğu için, maalesef,
her türlü kuşkuya, istismara açık. Önümüzdeki yasa maddesindeki “cemaat”
sözcüğünden anlamamız gereken, cumhuriyetimizin tapusu niteliğindeki Lozan
Antlaşmasında geçen cemaatlerdir. Burada, söz konusu olan cemaatler, Türk
yurttaşlarıdır; Rumlar, Ermeniler ve Musevilerden oluşan ve Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının güvencesi altında olan Türk yurttaşlarıdır.

Büyük Millet Meclisindeki konuşmalarda en çok işlenen tema, bu madde
dolayısıyla ve 1 inci madde dolayısıyla, maalesef, yine, bölünmez bütünlük oldu;
bunda da haklıyız. Yaklaşık bin yıllık bir tarihin sonunda, elde kalan vatan
parçasını daha da ufalanmaktan kurtaran Misakımillî sayesinde, ülkemizin
bütünlüğünü sağlamış bir ülkeyiz. Bu konudaki her türlü duyarlılık, evham
boyutlarına varmadığı sürece yerindedir; hele de, bu ülke, yirmi yıl süren kanlı
bir bölücülük macerasına maruz kalmış ise daha da yerindedir; ama, şunu
unutmamalıyız ki, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Türkiye
Cumhuriyetinin gücüne, burada, özellikle bu çatı altında görev yapan
milletvekillerimizin inanması gerekir. Burada, söz konusu olan, Türk
yurttaşlarının, Türkiye aleyhinde çalışacaklarını, vatanı böleceklerini
düşünmek, söylemek, biraz haksızlık olur kanaatindeyim.

Avrupa Birliğiyle ilgili temel kaygılar dile getiriliyor. Avrupa Birliğine
girişin, Avrupa Birliğiyle ilgili yasaların uyumlaştırılmasının öz benliğimizi
bozacağı, devletimizin temel ilkelerini zedeleyeceği endişesi Ortaya konuyor ve
vatan topraklarının satılacağından bahsediliyor. O vatan topraklarını satın
alacak olanlar yine Türk yurttaşlarıdır. Eğer, herhangi bir yabancı ülkeye o
topraklar verilecek olursa, o toprakları, paralarını alacak olan yine Türk
yurttaşları olacağı onları kurtaracak, o toprakları kurtaracak olan Türk Silahlı
Kuvvetleridir, bu ülkenin yurttaşlarıdır. Yani böyle bir satış, başka ülkelerin
eline geçmesi türünden bir kaygı biraz evhama dayalı bir kaygıdır maalesef. (MHP
sıralarından gürültüler)

MUSTAFA HAYKIR (Kırşehir) – Ne alaka ya, gerçekleri konuşuyoruz biz burada.

AHMET TAN (Devamla) – Devletin, Avrupa Birliğine girmek, Avrupa Birliğiyle
ilgili buradaki yasaları çıkartmak bizim Anayasamızın öngördüğü eşitlik ilkeleri
gereğince de, antlaşmasının altına imza koyduğumuz, uluslararası anlaşmalarda
taraf olduğumuz belgelerin de gereğidir. Biz, burada bunları yapıyoruz. Yoksa,
herhangi bir vatan toprağını tehlikeye sokuyor değiliz, böyle bir endişenin
burada dile getirilmesi yersizdir ve gereksizdir.

Eğer Avrupa Birliğiyle ilgili yasaları uyumlaştırmak, Avrupa Birliğine girmek
devletin bütünlüğünü zedeleyecekse, o zaman bağımsızlığına ve devlet olma
vasfına sadece on yıl önce kavuşmuş olan onlarca devletin Avrupa Birliğine doğru
niye koştuklarını açıklamak herhalde kolay olmayacaktır. Avrupa Birliğine üyelik
için değil, kendi Anayasamızın öngördüğü vatandaşlar arasındaki eşitlik ilkeleri
bakımından bu düzenlemeyi yapmak zorundayız.

4 üncü maddeyle yapılmak istenen kısaca şudur:

Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce meydana gelmiş bulunan
cemaat vakıfları ülkemize ilk kez 1328 yani 1922 tarihi Eşhası Hükmiyenin Emvali
Gayrımenkule Tasarruflarına Dair Kanunun yürürlüğe girmesiyle iktisap edilebilme
imkânı bulmuşlardır bu yurttaşlarımız; ancak, sözü edilen kanunda, azınlıkların,
okul, yetimhane, kilise, havra ve hastane gibi tüm kültürel, sosyal, dinî ve
hayrî kuruluşlarının birer vakıf tüzelkişiliği bulunması öngörülmektedir. Daha
sonra, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun yürürlüğe girmesiyle, bu kanunun 44 üncü
maddesine göre, beyannameler verilmiş, bu beyannameler vakıfname olarak kabul
edilmiştir. Daha sonra, 1970’li yıllarda, Yargıtay, bu azınlık vakıf
tüzelkişiliklerin beyannamelerini vakıfname olarak geçerli bulmamıştır.

Şimdi, burada yapmak istediğimiz değişiklik, Anayasanın öngördüğü,
vatandaşlar arasında gayrimenkul edinmeyle ilgili farklılığı ortadan
kaldırmaktır, yoksa, vatan topraklarını satışa çıkarmak değil!

Değerli arkadaşlarım, Büyük Millet Meclisinde, herhalde, üzerinde
durabileceğimiz konular, bu vatan topraklarının savunulmasıyla ilgili değil,
eşitlikçi olmayan uygulamalardan kurtulup, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak ve
Büyük Millet Meclisinin birinci vazifesi olan Türkiye’nin çağdaş hukuk devleti
olması yönündeki, yasalardaki engelleri kaldırmaktır. Bu 4 üncü madde de, böyle
bir engeli ortadan kaldırmayı ifade etmektedir.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, bu maddeye vereceğimiz desteği ifade
ediyor, saygılar sunuyorum. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yahnici, zatıâlilerinize, sataşmadan ötürü söz vereceğim; ama,
daha evvel, gruplar adına konuşmaları bitirelim, ondan sonra diye düşündüm.

Yeni Türkiye Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Erol Al;
buyurun efendim. (YTP sıralarından alkışlar)

YTP GRUBU ADINA EROL AL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz teklifin 4 üncü maddesi üzerinde,
Yeni Türkiye Partisi Grubu adına söz aldım; Genel Kurulumuzu saygıyla
selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, özellikle iki gündür yaşadığımız tabloyu görünce, insan
kendisini, Türkiye Büyük Millet Meclisinde değil de, bu büyük milletin
Meclisinde değil de, bir kahvehane köşesindeymiş gibi hissediyor.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Düşüncelerimizi ifade ediyoruz, düşüncelere saygı
duyacaksınız kardeşim.

EROL AL (Devamla) – Elbette, elbette.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Yanlış konuşma lütfen.

EROL AL (Devamla) – Sayın Başkanım, lütfen…

MUSTAFA GÜL (Elazığ) – Sana yakışmıyor.

BAŞKAN – Lütfen efendim…

EROL AL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu millete yakışır ifadelerle
konuşmamız gerektiğini söylüyorum, kimseye kastım yok.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Olmadı, herkesin konuşması…

EROL AL (Devamla) – Herkesin ne söylediğini bir dinlerseniz, sonuç olarak
varacağımız bir yer olacaktır.

Değerli milletvekilleri, cemaat vakıflarının mal mülk edinmeleriyle ilgili
bir madde görüşüyoruz. Bilgi, insanın meyvesidir; bilgili insanın boynu eğik
olur.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Yalnız, Genel Kurula konuş, Milliyetçi Hareket
Partisine doğru konuşma.

EROL AL (Devamla) – Meyveli ağacın dalı gibidir bilgili insan; hamaset ise
bilgisizliğin kaynağıdır.

Şimdi, buradan, bu büyük milletin tarihine riyakârlık yapılmaması için bazı
gerçekleri Yüce Genel Kurulumuza ve büyük milletimize bir kez daha anımsatmak
istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşları, hangi kökenden
gelirse gelsin, bu ülkenin birinci sınıf insanlarıdır, hepsinin aynı derecede
hakları vardır; mal mülk edinmede de, başka şeylerde de. Kendi vatandaşına
düşman gibi bakarak devlet idare edemezsiniz. (YTP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)

İki, 1451 tarihi, Fener-Rum Patriğinin İtalya’ya kaçtığı tarihtir.

BAŞKAN – Sayın Al, Genel Kurula hitap ederseniz minnettar kalacağım.

EROL AL (Devamla) – Genel Kurula hitap ediyorum Sayın Başkanım; başka bir
yere mi bakayım?!

BAŞKAN – Sayın Al, ben gördüm…

EROL AL (Devamla) – Rica ediyorum.

BAŞKAN – Nezaketen…

Sayın Al, siz de rahatsız oluyordunuz. Bir dakika… Sözünüzü özellikle
keseceğim. Bir saniye efendim.

Zatıâlileriniz de bu sıralarda otururken, herhangi bir hatip oraya baktığı
zaman, rahatsız oluyordunuz. (YTP sıralarından gürültüler)

EROL AL (Devamla) – Nereye baktım, anlamadım.

H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Hatibe baskı yapmayın.

BAŞKAN – Efendim, niye alınıyorsunuz?

H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Onlar da hatibe bakmasınlar söyleyin de.

BAŞKAN – “Arkadaşlarım rahatsız oluyor” demedim Sayın bakanım.

EROL AL (Devamla) – Sayın Başkanım, ben hiçbir yere bakmayayım o zaman. (SP
sıralarından “buraya, buraya” sesleri) Peki, bu tarafa bakıyorum.

Sayın Başkanım, sürem, bu arada azalıyor. Lütfen, rica ediyorum, konuşmanın
bütünlüğünü bozuyorsunuz efendim.

MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) – Bu tarafa bakın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilim, Sayın Al’ın bu konuda, zabıtlara geçmiş hali
olduğu için, Sayın Hatiboğlu’na hitaben konuştu. Affedersiniz, ben, biliyorum,
bunamamışım! Üçbuçuk yıldır bu işi yapıyorum ben.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Bana bakabilirsiniz.

EROL AL (Devamla) – Hayır efendim; ben, Sayın Hatiboğlu’na hitaben
konuşmadım.

BAŞKAN – İstirham ederim yani.. Sezar’ın hakkını Sezar’a vereceğiz. (MHP
sıralarından alkışlar)

EROL AL (Devamla) – Efendim, 1451 tarihinde, tekrarlıyorum, Fener Rum Patriği
İtalya’ya kaçmıştır.

Fener Rum Patrikliğini yeniden ihya eden kişi Fatih Sultan Mehmet’tir. Bunu
yapmasının nedeni şudur: 1454 yılında, Gennadios Skolarios’u, Fener Rum Patriği
yaparak, Patrikhanenin başına oturtmuştur; nişanını ve giysilerini kendisi
takmıştır ve üç tuğralı paşa konumuna kendisini oturtmuştur. Kendisine bu
törende söylediği şudur: “Dostluğumuza güven, bundan önceki patriklerle aynı
haklara sahipsin; yani, Bizans İmparatorusun…”

MEHMET GÜL (İstanbul) – Yanlış söylüyorsun; öyle değil.

EROL AL (Devamla) – Fatih, bu ülkedeki -yani, Osmanlı ümmetine dahil- Fener
Rum Patrikhanesinin tebasını, Ermenileri ve hahamlığı ihya ederek, Osmanlı
ulemasıyla, Osmanlı surlarını, İstanbul surlarının içinde tutarak, azınlıkların
sorumluluğunu bu patrikliğe, hahamlığa ve Ortodoks kilisesine vermek istemişti.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Onun için parçaladılar kardeşim!

EROL AL (Devamla) – Bu, bize kalan vakıflar, 160 adet vakıf, Osmanlı’nın
mirasıdır, Osmanlı’dan kalmıştır. Bugün, kurulmuş veya kurulacak bir azınlık
vakfı yoktur. Eğer, biz, canımız istediğinde tarihe sarılıp, canımız istediğinde
unutacaksak, böyle bir anlayışı benim kabul etmem mümkün değildir, Genel
Kurulumuzun kabul etmesi mümkün değildir ve yüce milletimizin de kabul etmesi
mümkün değildir. Gerçekleri bütün çıplaklığıyla kabullenmemiz gerekir.

Azınlık vakıfları, Osmanlının büyük bir tarihî birikiminin bize yansımasıdır.
Bu tarihi korumak, herkesten önce bizim görevimizdir.

MEHMET GÜL (İstanbul) – Ne ilgisi var onunla bunun!

EROL AL (Devamla) – Yani, bunu, birileri, gelip, Türkiye’de emlak alacak,
Türkiye’yi işgal edecek gibi sunmak bence doğru değildir; çünkü, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olan azınlıklara mensup kişilerin, mal mülk edinmelerinin
önünde bir yasal engel yoktur; istediği yeri satın alır, karşıdaki binaların
hepsini de, halen, bugünkü koşullarda, bugünkü yasalarla satın alabilir. Bunu
bilmeyen var mı içimizde? Burada, Bakanlar Kurulu -ki, Bakanlar Kurulu, bugün,
üç partinin oluşturduğu bir Bakanlar Kuruludur- eğer bunlara izin vermek
istemiyorsa hiçbirine vermez; yani, burada, hepimizin, tarihimize sahip çıkan
bir anlayışla hareket etmesinde yarar görüyorum, gerçekleri çıplaklığıyla
ulusumuza yansıtmamızda ve arkadaşlarımızla paylaşmamızda yarar vardır diyorum.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor; saygılar sunuyorum efendim.
(YTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Al.

Efendim, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili
Sayın Sevgi Esen’de.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA SEVGİ ESEN (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
“Avrupa Birliğine Uyum Paketi” adı altında gündemimize gelen, bazı kanunlarda
değişiklik yapan teklifin 4 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu
vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, 3 kasımda yapılacak seçim sonrasında kurulacak
hükümetle, milletin yüzünün güleceği günlerin gelmesini tüm kalbimle diliyorum.
(DYP sıralarından alkışlar)

Cumhuriyetin kurulduğu günden beri, ilk defa, böyle acı tabloların yaşandığı,
kepenklerin indiği, bebeklerin aç uyuduğu, fabrika bacalarının tütmez olduğu,
ülke insanlarının işsizler ordusu haline geldiği, babaların çocuklarının yüzüne
bakamaz hale geldiği, anaların gözyaşlarının sicim gibi olduğu, aflarla milletin
adalete güveninin yok edildiği, en önemlisi, hukuk sisteminin altüst edildiği,
kanun çıkarıyoruz diye milletin yok farz edildiği ve büyük bir hukuk
karmaşasının yaşandığı günlerin geri gelmemesi, şüphe yok ki, bu necip milletin,
en büyük dileğidir ve hakkıdır.

Değerli milletvekilleri, yaşanan tablolar, milletin tespit ettiği kareler çok
nettir. Dün, bugün, neden toplandık; Avrupa Birliğine uyum yasalarını görüşmek
için. Dün ne yaptık; seçim kararı aldık. Şimdi elimizde 12 – 13 maddelik bir
maddelik bir uyum paketi var; hemen hepsi, Türk hukuk sistemini değiştirecek ve
toplumda farklı görüşlerin olduğu, şimdiye kadar partilerarası ortak görüşle
kabul edilen demokratikleşme paketinden çok daha önemli ve hassas konular.
Zannediyorum, buna “hayır” demek mümkün değil. O zaman size şu soruyu sormazlar
mı: Şayet bu uyum yasalarında samimiyseniz, tüm uyarılarımıza rağmen Meclisi
neden kapattınız? Kaybettiğimiz, kimseye yaramayan bu temmuz ayında, bu bir
ayda, biz ne yaptık, siz ne yaptınız?!

AYHAN ÇEVİK (Van) – Yıllardır, her sene, üç ay tatil yapıyorsunuz…

SEVGİ ESEN (Devamla) – Şimdi, görünüşe bakılırsa, hem komisyonlarda hem
burada söylem tam, görüntü iyi, herkes Avrupa Birliği yanlısı; ya gerçekler?!.
Hatta, bunun devlet politikası olduğu söyleniyor, herkes hemfikir; ama, değerli
milletvekilleri, Avrupa Birliğine samimi taraf olmak için eylem gerekir, gümrük
birliği gibi yürekli kararlar almak gerekir ve proje gerekir, çağı hedeflemek
gerekir ve daha da önemlisi, bu kürsüde, hitap ederken üslup gerekir. (DYP
sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlarım, Anayasaya aykırılıklar giderilerek
sunulan bir yasal uyum paketi gerekir. İşte, önünüzde, Anayasaya aykırılığı ilk
sınıfta okutulan bir dizi teklif.

Değerli milletvekilleri, biz yama yapmıyoruz, gelecek kuşaklarımızı
bağlayacak, çocuklarımızın kaderi olacak değerlendirmeler yapıyoruz.

İki ayda çıkardığınız kanunları bir daha bir daha değiştirmeye ne hakkımız
var?! Milletin, bizlerin zamanını almaya kimin hakkı var?! Gidip Ulusal Programı
imzalayıp, sonra da, Türkiye Büyük Millet Meclisine, bize tebliğ ettikten sonra,
şimdi, biz bu işte yokuz, Avrupa Birliği uyum yasalarının bir kısmına biz
karşıyız; siz, diğer partiler, Mecliste anlaşın çıkarın; ama, biz Avrupa
Birliğine taraftarız demek nasıl bir yöntem, nasıl bir söylem, bunu millet
anlayacak.

Değerli milletvekilleri, işte, önümüzde, Lozan’a ve Anayasaya aykırılık
açısından dikkat etmemiz gereken bir madde, kanun teklifinin 4 üncü maddesi…
Cemaat vakıflarına sınırsız gayrimenkul edinme hakkı tanınıyor, hukukî kimlik
veriliyor; vakfiyesi olup olmadığına bakılmaksızın veriliyor. Vakfiyesi olmayan
vakıf olabilir mi?! Burada, kendi vakıflarımız ile cemaat vakıfları arasında
eşitsizlik yok mu?! Ancak, bu yasada tek teminatımız ve tek tesellimiz, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Bakanlar Kuruluna yetki verilmesidir.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği büyük bir projedir. Doğru Yol Partisi
bu projeyi, demokrasinin, hukukun, ekonominin standartlarını yükseltmek, insan
haklarına saygılı olmak ve milletinin refahı için istemektedir. Türkiye, bir
büyük ülke olarak, tarihiyle, kültürüyle, onurlu bir şekilde Avrupa Birliğine
katılacaktır. Bu projeyi kısır çekişmelerin konusu yapmak ise Avrupa Birliğini
hiç tanımamaktır.

Türkiye, Kopenhag Kriterlerinde ifadesini bulan değerlere, kendi değerleriyle
ulaşacaktır. Bu değerlere, seçim meydanlarındaki oy kaygısıyla ulaşılması ise
hiç mümkün değildir. Tarih, bu gerçekleri, 3 Kasımda bir daha, bir daha
yazacaktır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür eder, saygılar sunarım. (DYP sıralarından
alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Anavatan Partisinde.

Ankara Milletvekili Sayın Nejat Arseven; buyurun. (ANAP sıralarından
alkışlar)

Sayın Arseven, 5 dakika süreniz var.

ANAP GRUBU ADINA NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun teklifinin 4 üncü maddesi
üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu maddede, cemaat vakıflarıyla ilgili ve biraz önce bu kürsüde benden önce
grupları adına konuşan değerli hatiplerin de ifade etmiş olduğu değişiklikler
yapılmaya çalışılmaktadır. Öncelikle şunu ifade edeyim ki; bu konuda kamuoyunda
tartışmalar uzun zamandan beri devam etmektedir. Bugün de bu tartışmalar
yapıldı, komisyonlarda da sürdürüldü. Bir kere şunu ifade edeyim ki, bu
değişiklik teklifi, Dışişleri Bakanlığımızdan, vakıflardan sorumlu Devlet
Bakanlığına yazılan 4.9.2000 tarihli yazıyla özellikle cemaat vakıflarımızın
gayrimenkulleri üzerinde tasarruf edememeleri ve kendilerine bir vesileyle
intikal etmiş olan gayrimenkulleri tescil edememeleri dolayısıyla Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine vaki başvurular dolayısıyla, ülkemizin şimdiye kadar hiç
mahkûm olmadığı, ayırımcılık gibi, tabiî, dünyada, belki, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde görülen davalar içinde en kötüsü olan bir cezayla ülkemizin
cezalandırılabileceği ihtimalinin büyük bir şekilde ortada olduğunun
bildirilmesi üzerine hazırlanmıştır.

Bu tasarı, benden önceki Sayın Devlet Bakanı tarafından, Sayın Yalova ve
benim tarafımdan Bakanlar Kuruluna götürülmüştür; ancak, maalesef, orada gerekli
imzalar tamamlanamadığı için bu tasarıyı Genel Kurula indirmek mümkün
olmamıştır; ancak, bu tasarının bir diğer önemli yönü, özellikle Avrupa Birliği
bağlamında Kopenhag siyasî kriterlerinin en önemli özelliklerinden birisi olan
azınlık meselesinin çözülmesiyle de doğrudan alakalı olmasıdır.

Yine, biraz önce ifade edildi; Türkiye Cumhuriyetinde Lozan’la sadece dinî
azınlıklar kabul edilmiştir ve üzerinde konuştuğumuz vakıflar Lozan Barış
Anlaşmasıyla hukukî statülerine kavuşmuş ve daha sonra çıkarılan 1936
beyannamesiyle -ki, bugüne kadar da böyle anılmaktadır- vakfiyelere olmamasına
rağmen, 1936 yılında vermiş oldukları beyannameler vakıf senedi olarak kabul
edilen ve bugüne kadar da o vakfiyelere göre idare edilen vakıflardır. Aynı
zamanda, tabiî, bir hususu daha dikkatinize getirmek istiyorum. Bu vakıfların
bugünkü yöneticileri Türk vatandaşlarıdır. Dolayısıyla, bu vatandaşlarımızın;
yani, bu Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip vatandaşlarımızın, bugün, Vakıflar
Kanunumuza göre, yeni vakıf kurmalarında ve bu vakıfların marifetiyle her türlü
tasarrufta bulunmalarına hiçbir mâni hal Türk hukuk sisteminde bulunmamaktadır;
yani, bu azınlıklara dahil vatandaşlarımız yeni vakıflar kurabilirler ve bu
vakıfları dolayısıyla, biraz önce burada ifade edilen, Türkiye Cumhuriyetinin
her tarafında, diğer vakıflar gibi, her türlü gayrimenkulü satın alabilirler.
Onun için, bu farkı çok iyi görmek lazım.

Bizim burada ifade etmeye çalıştığımız, Lozan’da azınlık olarak kabul edilen
ve vakıf senetleri olmaması dolayısıyla 1936 beyannamesi vakıf senedi olarak
kabul edilen ve 1936 yılından beri de, gerek üzerlerine kayıtlı gayrimenkulleri
üzerinde gerekse hibe, vasiyet vs. yollarla kendilerine intikal etmiş olan
gayrimenkuller üzerinde tasarruf etme imkânına sahip olmayan bu vakıflara, bu
gayrimenkuller üzerinde tasarruf etme imkânının verilmesidir ve bu vakıfların,
bugün, İstanbul’da, özellikle birçok gayrimenkulü Vakıflar Genel Müdürlüğünün bu
gayrimenkullerin imar ve inşasına izin verememesi dolayısıyla yıkılma
noktasındadır.

Şimdi, diyeceksiniz ki, özellikle Batı Trakya’daki Türk vakıflarına ait
eserler de aynı durumdadır. Doğrudur; bunların hepsini kabul etmek zorundayız;
ancak, Lozan’ın mütekabiliyet esasına göre, bizim bu imkânı sağlamamız halinde,
işte, korumaya özen gösterdiğimiz Batı Trakya başta olmak üzere, yurt dışındaki
Türk vakıflarının da bu tür elinde bulundurdukları eserleri imar ve ihya etme
imkânları ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla, hadiseyi bu açıdan değerlendirmek
lazımdır.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce bu kürsüden ifade edildi; değerli
konuşmacılar konuşmalarını yaptılar. Özellikle, açıklamaları dolayısıyla, Sayın
Ayhan’a, Sayın Fırat’a çok teşekkür ediyorum; çünkü, konuyu çok net bir şekilde
ortaya koydular ve en ufak bir istismar etmek yolunda meseleyi kullanmadılar;
ancak, Milliyetçi Hareket Partisinin çok değerli sözcüsünün “vatan topraklarının
satışına izin verilmektedir” şeklindeki sözlerini, çok büyük bir esefle
dinledim…

MUZAFFER ÇAKMAKLI (Şanlıurfa) – Yalan mı?..

NEJAT ARSEVEN (Devamla) – Evet. Cevap veremeyeceğim; ama, dediğiniz doğru
değil demekle yetineyim.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce söyledim; sizi insafa davet ediyorum. Bugün
azınlıklara mensup vatandaşlarımız, Türkiye hudutları dahilinde nerede
isterlerse gayrimenkul alabilirler; bir. İkincisi, yabancıların Türkiye’de mülk
edinmelerine dair bir kanun elan yürürlüktedir. Dolayısıyla, yurtdışındaki
herhangi bir ülkeye mensup vatandaşlar, insanlar, mütekabiliyet esasına göre,
yine Türkiye Cumhuriyetinin her tarafında, bugün istedikleri kadar mülk edinmek
imkânına sahiptirler…

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Ben Ağrı Dağını vermek istemiyorum!..

NEJAT ARSEVEN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, bu düzenlemenin
arkasında bir artniyet aramak, aslında, bir haksızlık olduğu gibi, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı kimliği taşıyan, beraber yaşadığımız, toplumun her
kesiminde beraber görev aldığımız, hatta bu Parlamento çatısı altında dahi bir
değerli partimizin temsilcisi olarak görev almak imkânına sahip
vatandaşlarımıza, birinci derecede, en azından haksızlık etmek olur. Onun için,
bence, hadiseyi bu manada değerlendirmek lazım. Belki yanlış anlaşılıyor.
Anlatmakta belki biz zorluk çektik yahut anlatamadık; ama, zannediyorum ki, bu
açıklamalarımdan sonra bu konudaki farklı düşünceler, hiç olmazsa belli bir
ölçüde kalkacaktır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine, yurtdışında Türk vakıflarının kurulup
kurulamayacağı meselesi, değerli sözcü tarafından ifade edildi…

BAŞKAN – Efendim, toparlama imkânınız olur mu.

NEJAT ARSEVEN (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Özellikle çok sayıda vatandaşımızın yaşamış olduğu Almanya’da birçok Türk
vakfı -ki, isimlerini biliyorsunuz- bugün faaliyet göstermektedir.

Ayrıca, bir önemli hususu daha dikkatinize getirmek istiyorum. Özellikle
bugüne kadar Türk vakıf mevzuatında üzerinde en ufak bir düzenleme bulunmayan
yabancı vakıfların Türkiye’de şube açma meselesinde de, bu kanunla bir düzenleme
yapılmaktadır. Bugün, maalesef, Türkiye’de yabancı vakıfların çalışmalarına dair
Türk vakıf mevzuatında en ufak bir düzenleme yoktur. Burada, biz, bundan sonra
bu tür yabancı vakıfların Türkiye’de şube açmalarına bir düzen getiriyoruz.
Ayrıca, bu vakıfların çalışmalarına izin verme yetkisini de Türkiye Cumhuriyeti
Bakanlar Kuruluna bırakıyoruz. Zannediyorum ki, Türkiye Cumhuriyetinde bu
devleti idare etme yetkisini milletten alan Bakanlar Kurulundan daha yetkili bir
makam yoktur. (ANAP sıralarından alkışlar) Eğer, biz, Türkiye’de Bakanlar
Kuruluna güvenmeyeceksek, o zaman, en azından, millete ve milletin temsilcileri
olan sizlere saygısızlık etmiş oluruz. Onun için, hadiseyi bu şekilde ortaya
koymayı çok doğru buluyorum.

Yine, bakın değerli arkadaşlarım, Dışişleri Bakanlığı tarafından konuşmamın
başında ifade ettiğim yazıda, gayrimüslim vakıflarına bu iznin verilmesinin
Bakanlar Kurulu iznine bağlanmasının da, aslında, bir ayırımcılık olduğu ifade
edilmiştir; ancak, gerek Sayın Bakan gerekse ben, getirdiğimiz tasarılarda, bu
konuda İçişleri Bakanlığının, Dışişleri Bakanlığının uygun görüşü, vakıflardan
sorumlu Devlet Bakanlığının uygun görüşü ve Bakanlar Kurulunun kararıyla bu
iznin verilmesine dair bir düzenleme yapıyoruz; yani, konu üzerinde bu kadar
hassasiyetle durulmuştur.

Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum müsamahanız için.

Çok değerli milletvekilleri, zannediyorum ki, kamuoyunda çok tartışılan ve
seçim kararı aldıktan sonra toplanamayacağı, özellikle Türkiyemizin bu en büyük
projesi üzerinde tartışamayacağı ifade edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi,
yani, sizler, bugün bir güzel örneği, Anayasa değişikliklerinde olduğu gibi,
ortaya koyuyorsunuz; muhalifiyle muvafıkıyla bu Meclis, bugün, bütün millete
örnek olarak, cumhuriyetin bu en önemli projesi konusunda fikirlerini burada
ifade ediyor ve fevkalade seviyeli tartışmalar yapılıyor. Dolayısıyla,
Anayasadaki büyük değişiklikleri yaparak, özellikle sivil dönemde
gerçekleştirilen en önemli Anayasa değişikliklerini hayata geçiren bu 21 inci
Dönem Parlamentosunun siz değerli milletvekillerinin, bugün, burada, özellikle
Avrupa Birliğiyle tam üyelik sürecimizde, en az Anayasa değişiklikleri kadar
önemli bu değişiklikleri yapacağınıza inanıyorum.

Tekrar, hem Sayın Başkana müsamahası için hem de sizlere, beni sabırla
dinlediğiniz için, çok teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve YTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim efendim.

Efendim, gruplar adına…

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz…

BAŞKAN – Bir saniye efendim…

Gruplar adına konuşmalar bitmiştir.

Şimdi, Sayın Yahnici’nin bir talebi var sataşmadan ötürü.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Efendim, ben de…

BAŞKAN – Sizin de mi?..

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Hayır…

Teşekkür ediyorum, bana kimse sataşmadı.

BAŞKAN – Buyurun efendim o zaman.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Bir hususta tenevvür etmek istiyorum, aydınlanmak
istiyorum efendim.

Sayın Bakan, Grubu adına grup sözcüsü olarak kürsüye geldiler. Bu, en doğal
hakkıdır.

BAŞKAN – Evet efendim, Ankara Milletvekili olarak geldiler.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Her şeyden önce milletvekilidir, doğrudur; ancak,
anlayamadığım bir taraf var. Acaba bu görüşleri hükümet paylaşmadığı için mi
Sayın Bakan hükümet adına ifade edemedi, Grubu adına ifade etti?

BAŞKAN – Malum…

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Öyle mi?

BAŞKAN – Evet efendim…

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Efendim, ben bilemem ki…

Öyle mi efendim?

BAŞKAN – Efendim, sabahtan beri yapılan müzakerelerde bu konu konuşuldu Sayın
Hatiboğlu. Benim bu konuda herhangi bir yetkim yok. Sayın Nejat Arseven Ankara
Milletvekili olarak söz istedi.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Hiç ona itirazım yok efendim, hiç ona itirazım yok;
yalnız, uyumlu hükümetten beklemediğim bir şey olduğu için… (SP sıralarından
alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ediyorum.

Sayın Yahnici, söz istemiştiniz; buyurun efendim.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Ankara) – Sataşma diye de kabul etmiyorum; ama, Sayın
Dengir Fırat konuşurken benim 1 inci maddeyle ilgili olarak oy kullanmadığımı
söylediler; doğrudur, Tutanak Müdürlüğünden araştırdık. Ben salonda idim; bir.
İki, oyumu kullandım; üç, Sayın Bahçeli’yle birlikte yukarı odaya çıkıp Sayın
Çiller’i kabul ettik aynı saatte, buradan aceleyle çıktım. Tutanak Müdürlüğünden
gerekli düzeltme yapılmıştır.

Yalnız, Sayın Fırat bu sözü söylerken bunun kullanılmaması gereken bir söz
olduğunu, bunun istismar edilmemesini düşündüklerini ve buradan açıklamanın da
bir manası olmadığını söyledi; ama, açıkladı. Sayın Fırat veya başkaları için
ben gördüm ki, bazı gruplarda bazı milletvekili arkadaşların elinde kim katıldı
kim katılmadı diye listeler geziyor. Ben Şevket Yahniciyim, hayatım belli,
mücadelem belli. Apo’yu astırmadık diye zil çalıp oynayanların bana bunu söyleme
hakları olmadığını söylüyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum efendim.

Efendim, madde üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 890 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesinin madde
metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin de buna göre teselsül ettirilmesini
arz ve talep ederiz.

Saygılarımızla.

 

İsmail Köse Koray Aydın Mustafa Verkaya

Erzurum Ankara İstanbul

 

Nesrin Ünal Ahmet Çakar Abdurrahman Küçük

Antalya İstanbul Ankara

 

Ali Serdengeçti

Manisa

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ İ. SÜHAN ÖZKAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, teklifin 4 üncü
maddesi cemaat vakıfları konusunda Lozan Barış Antlaşmasına ve Kopenhag
kriterlerindeki azınlıkların korunması ilkesine uygun bir düzenleme. Vakıfların
uluslararası faaliyetleri konusunda ise, yeni Türk Medenî Kanununa paralel bir
düzenleme getirmektedir. Önergeye bu nedenlerle katılamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Köse?..

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – İmza sahiplerinden Sayın Abdurrahman Küçük
konuşacaklardır.

BAŞKAN – Sayın Abdurrahman Küçük; buyurun efendim. (MHP sıralarından
alkışlar)

ABDURRAHMAN KÜÇÜK (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten önemli, önemli olduğu kadar da hassas, hassas olduğu kadar da
nüansları içinde saklı bir maddeyi görüşmek üzere buradayız. Madde metninden
çıkarılmasını istediğimiz bu konunun aydınlatılmaya, Türk kamuoyunun da doğru
bilgilenmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Niçin madde metnine karşıyız; niçin madde metninin bu paketten çıkarılmasını
istiyoruz? Biraz önce de, dün de, bugün de bazı arkadaşlarımız bu konuda bilgi
verirken, tarihî hakikatlere aykırı beyanları da oldu, yanlış bilgiler de
sunuldu. Onun için, ben, önce burada üzerinde durduğumuz konunun cemaat
vakıfları olduğu ve Türk vatandaşı olan, Lozan’da dinî azınlık olarak kabul
edilen vatandaşlarımızın mülk edinmesinde herhangi bir sınırlama olmadığını
belirtmek istiyorum. Onun için, bunun net olarak altının çizilmesi, sonra da, bu
cemaat vakıflarıyla ilgili endişelerin gündeme gelmesi lazımdır.

Gerçekten, tarihe dönüp baktığımız zaman görüyoruz ki, Anadolu’ya Türkler
geldiğinde, sırf monofizit Hıristiyan olduğu için Ermeniler rahatça ibadet
edemiyorlardı; Ortodoks Hıristiyanlar, onları Hıristiyan kabul etmiyordu.
Onların gerçek dinî hürriyeti Türklerle başlamıştır. Fatih Sultan Mehmet
İstanbul’u fethettiği zaman, Ortodoks Patriği yoktu; diğer Hıristiyanlar,
Vatikan ile Bizans arasında çekişmeden dolayı patrik atanamıyordu. Fatih Sultan
Mehmet, Türk Milletinin hoşgörü örneğinin en

yücesini göstererek, oraya patrik seçtirmiştir; Bizans İmparatoru falan
değil; düzeltilmesinde yarar görüyorum, Bizans İmparatoru değil ve Vatikan’ın
benzeri, İstanbul’da yeni Fener Devleti icat edilmesin diye endişe ediyoruz;
endişemiz bundan kaynaklanıyor. (MHP sıralarından alkışlar) Biz, Lozan’da
çizilen çizginin delinmesini istemiyoruz. Bizim, Yüce Atatürk’ün 1936’da
hudutlarını çizdiği o düzenlemenin ihlal edilmesine gönlümüz razı olmuyor;
çünkü, O Yüce Atatürk, Türk Milletine, Lozan’la yeni bir kimlik kazandırdı ve
azınlıklara da güveni veren O olmuştur. O halde, nedir bu acelecilik, nedir?!.
1492’de İspanya’da zulme uğrayan insanları bağrına basan “nerede zulme uğrayan
insan varsa, benim ülkemin kapıları onlara açıktır” diyen bir ecdadın torunları
olarak, nasıl olur, onlara ihanet edebiliriz.

Onun için, biz diyoruz ki, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, dinî
azınlıkların da bütün Türk vatandaşlarının da garantisi Milliyetçi Hareket
Partisidir; çünkü, onları korumak da bizim görevimiz. (MHP sıralarından
alkışlar) Niçin; çünkü, Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Harbine başladığı zaman,
bir patrikhaneyle ilgili ne dedi biliyor musunuz: “Bu fesat ocağı, mutlaka,
hududu millî haricine çıkarılmalıdır.” Niçin; çünkü, Kurtuluş Harbinde, vakıflar
kanalıyla elde ettikleri imkânları Türk Milletinin bütünlüğünü parçalama yönünde
kullanıyorlardı. Açtıkları okullar, cemaat okulları, vakıflar kanalıyla açılan
okullar, orada, Türk Devletine, Türk Milletine düşman militanlar yetiştiriyordu.
Ermeni meselesi çıktığında, kendiliğinden mi çıktı?! Ulusal Programda da yok bu.
Nedir?.. 1936’dan bu tarafa, hiç kimsenin cesaret edemediği, ucu açık,
tehlikesinin de tahmin edilemeyecek boyutlarda olacağı ve yarın, düzeltme imkânı
da olmayacak böyle bir düzenlemeyi gündeme getirmekle, korkuyorum ki, başta dinî
azınlıklar dediğimiz, bizimle aynı haklara sahip o insanlara zarar vermiş
oluruz.

Korkuyorum ki, daha önce, yurt dışından buraya elemanlar göndererek, o
insanlarımızı istismar etmek isteyenler, yeni, kanunî bir düzenlemeyle, o imkânı
ellerine almış olsunlar. 1660’larda Anadolu’ya gelip, buradaki dinî azınlıkları
ifsat etmek isteyenlere, o cemaatlerin reislerinin cevabı, devlet reisine
-padişaha- bizzat müracaatları şudur: “Bunlar, bizim birliğimizi bozmak istiyor,
dirliğimizi bozmak istiyor.” Korkuyorum ki, bu vakıflar, yeni bir bölünmeye,
yeni parçalanmaya yol açar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederim…

ABDURRAHMAN KÜÇÜK (Devamla) – Onun için, diyoruz ki, bu maddenin metinden
çıkarılması, hem azınlıklarımızın hem Türk Milletinin tamamının, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsinin hayrına olacaktır.

Onun için, yeni bir vebali yüklenmeyelim; surda gedik açmayalım; bindiğimiz
dalı kesmeyelim, yarın geç olur, o, geç olmadan biz, Türkiye Büyük Millet
Meclisi olarak, bu konuyu tezekkür edelim. Ancak, şunu da söylüyorum: İnşallah,
bu 3 Kasımda yapılan seçimde Milliyetçi Hareket Partisi tek başına iktidara
gelecek, yapılan bu yanlışlıkları düzeltecek ve hem azınlıkların hem de Türk
Milletinin tamamının güvencesi olacaktır, o günler yakındır. (MHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar)

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir efendim. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar
[!])

Sayın milletvekilleri, Başkanlığımıza bir önerge verilmiştir.

Maddenin oylamasında açıkoylama talebi vardır. Arkadaşlarımın isimlerini
okuyup, burada olup olmadıklarına bakacağım.

Adnan Fatin Özdemir?.. Burada.

Cumali Durmuş?.. Burada.

Mehmet Telek?.. Burada.

Nuri Tarhan?.. Burada.

Nesrin Ünal?.. Burada.

Yener Yıldırım?.. Burada.

Ali Özdemir?.. Burada.

Basri Coşkun?.. Burada.

Enis Öksüz?.. Burada.

Ayhan Çevik?.. Burada.

Hüseyin Kalkan?.. Burada.

İsmail Çevik?.. Burada.

Mehmet Nacar?.. Burada.

Salih Erbeyin?.. Burada.

Mustafa Verkaya?.. Burada.

Turan Çirkin?.. Burada.

Hayrettin Özdemir?.. Burada.

Cezmi Polat?.. Burada.

Ali Serdengeçti?.. Burada.

İsmail Hakkı Cerrahoğlu?.. Burada.

Meral Akşener?.. Burada.

Cihan Paçacı?.. Burada.

Muzaffer Çakmaklı?.. Burada.

Metanet Çulhaoğlu?.. Burada.

Yoklama yapılacaktır.

SUHA TANIK (İzmir) – Maddeyi oyluyoruz; yoklama değil.

BAŞKAN – Açıkoylama işte, bir nevi yoklama talebi.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına
ilişkin kanun teklifinin 4 üncü maddesinin açık oylaması yapılmış, oylamaya 345
sayın milletvekili katılmış olup, 227 kabul, 118 retle madde kabul edilmiştir
efendim.

 

 

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: