İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gündüz Aktan: Siyasetin normalleşmesi

Türkiye’de parçalanmış siyasete çare bulmak için genelde iki farklı görüş bazen ayrı ayrı bazen de birlikte ileri sürülüyor. Bir görüşe göre tüm sorunların kaynağında ordunun siyasete müdahalesi yatmakta. Bu önlenirse partiler kurumlaşacak ve demokrasi
içinde etkin yönetim sağlanabilecek. Diğerine göreyse sorun siyasi parti
‘liderleri’nden kaynaklanıyor ve bunların yarattığı sorunlar ordunun siyasete müdahalesine yol açıyor.

Türk siyasi tarihi bu durumun ortaya çıkmasında başka ve daha derin nedenler de bulunduğunu gösteriyor. Batılılaşma reformları sonucunda kutuplaşan toplumda demokrasi doğal olarak laiklik karşıtlarının siyasete girmesine imkân verdiğinden, Atatürkçü Cumhuriyetçileri rahatsız ediyor. Zaten 1950’deki ekonomi ve eğitimde ciddi geri kalmışlığı bir ölçüde dengeleyebilecek Anayasa ve Seçim Kanunu değişiklikleri yapılmadan demokrasiye geçilmesi de Batılılaşan kesim aleyhine olmuştu. Ama 1957’de rejim sıkıntıya düştüğünde Menderes yerini Nedim Ökdem’e bırakabilseydi yani lider değişikliği yapılabilseydi muhtemelen 27 Mayıs devrimi olmayacak ve siyasi sınıf sivil otoritesini yitirme sürecine girmeyecekti.

Batılı-çağdaş güçlerin eski temsilcisi CHP, Cumhuriyet ilkelerinden verdiği tavizlerle, sayıca daha büyük, Batılılaşmaya ve laikliğe tepkili halk kesimlerini içine almakta yeterince başarılı olamadı. Buna karşılık, laiklik ilkesini esnetmekten yana orta sağ güçler her askeri müdahaleyi takiben bir süre tepkisel olarak dine vurgulama yaptıktan
sonra makul bir laiklik çizgisine döndüler. Orta sağın bu suretle laikleşmesi İslamcı
Refah’ın güçlenmesine katkıda bulundu.

Ülkenin toprak bütünlüğü konusunda siyasi partilerin genelde hassas olduğu, ancak bekasını koruma zorunda kalacak kadar küçülen
ANAP’ın liderinin bu konuda maceracı bir politikaya yöneldiği görüldü. PKK ile mücadeleyse milliyetçi sağın güçlenmesiyle ama tam kitleselleşememesiyle sonuçlandı. Şimdi de HADEP aynı nedenle orta boy etnik bölücü parti olma yolunda.

İslami akımın ayrışmasından güçlü parti olarak çıkan AKP de, orta sağa açılma girişiminde başarısız kaldı. Asıl sorun orta sağın ve merkezin DYP, ANAP ve DSP arasında parçalanmış olması. Bu partiler liderlerini değiştiremediklerinden artık gerçek parti değiller. Fazladan ilk ikisinin lideri, toplumun yozlaşma konusunda aşırı duyarlılık kazandığı bir dönemde yolsuzluk iddialarından
arınmak için yargıya gidemediklerinden şaibe altındalar. Nihayet tarihimizin en büyük ekonomik krizi dolayısıyla koalisyon partileri belki de telafisi imkânsız boyutlarda oy aşınmasına uğradılar.
Bu şartlarda Sn. Ecevit’in dil sürçmesi o kadar da önemli değil.

Daha kötüsü, kendisi
‘IMF’yi çağdışı’ bulduğundan istikrar programını gönülsüz uyguluyor izlenimi verdi.
Enflasyonu düşünmeden erken büyümeyi savundu.
Antipopülist politikanın temeli olan özerk kurumları ilk fırsatta etkisizleştireceğini gösterdi. AB, GKRY’yi Kıbrıs adına üye yaparsa bizim de KKTC’yi ‘ilhak’ edeceğimizi söyleyebildi. Irak konusunda taktikle stratejiyi karıştırdı. Son olarak da İsrail’i
soykırımla suçlayarak Ermeni olaylarının da soykırım olduğunu dolaylı yoldan kabul etmiş oldu. Bırakın Şubat 2001 krizini, bu hatalar bir başbakanın istifası için yeterliydi.

Parti liderlerinin ekonomik kriz, yozlaşma şaibesi ve diğer başarısızlıklarına rağmen değiştirilememesi nedeniyle mevcut partilerin
sürekli küçülmesi, siyasi yapının parçalanması ve siyasetin büyük itibar kaybı,
tüm bir siyasi sınıfın tasfiyesi ihtimalini ortaya çıkarıyor. Özellikle orta sağı ve merkezi toparlamak için yeni partiler kurma eğiliminin nedeni bu. Öte yandan yeni girişimler de toparlamaktan ziyade parçalanmayı artırma potansiyeli taşıyor. Asıl mesele DSP, ANAP ve DYP küçülürken, siyasetin yeni yapılarda nasıl toparlanacağında, eski siyasi sınıfın tecrübeli ve temiz kesimiyle nasıl işbirliği yapılacağında ve siyasetin eskisinden daha donanımlı yeni kadrolara nasıl kavuşturulacağında.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: