İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hayrullah Mahmud: Türk gibi – SABAH

TBMM Hükümeti Şark Kumandanlığı’nın Kafkasya’da Ermeniler’in yaptığı zulmü anlatan kitabından birkaç iç paralayıcı pasaj…
Sarıkamış İstasyon Mahallesi Kızılçubuk Köyü Yolu’nda oturan,

Medine’den olma Yusuf kızı Pamuk Şen anlatıyor:

“Çocuk ağlıyordu, dediler ki, ‘Sen çocuğun sesini kesmesini bilmiyorsun; dur biz sesini keselim’ diyerek, süngünün ucuna taktılar ve öylece kaldırıp duvara vurdular.

Ben orada ölmüş müydüm, bayılmış mıyım belli değil. Neden sonra kendime geldim. Evimizi bırakıp kaçıyordum ki kocama da o arada rastladım. Kocamla birlikte yolda bir yorgan gördük.

Yorganı almak istedik. Kocam elini uzattı, yorganı kaldırdı. Aman Allahım, bir de baktık ki kocamın kardeşi, yani benim kaynım Hasan’ı yakmış, yorganın altına koymuşlar.”

KAN İÇİRTMEK

Bir başkası…

Kağızman’a bağlı Kızılveren Köyü’nden 1898 doğumlu Yusuf oğlu Zeynep’ten olma Abi Abat’ın iç paralayan sözleri:

“Bir vahşinin yapamayacağı en korkunç yamyamlıkları yapıyorlardı. Gençlerin büyük çoğunluğu askerde olduğu için biz savunmasızdık. Bizleri köy meydanına topladılar. Heyettekileri sakallarından tutup çırılçıplak soydular.

Sonra da ‘Kusura bakmayın size kurşun harcamayacağız’ deyip kılıçla ikisinin kafasını kesip, diğer sağ kalana ‘Kanlarını iç’ diye zorladılar. O da yapmayınca onu hemen orada öldürdüler. Ahırlara götürdükleri köyün diğer erkeklerini yine kılıçtan geçirdiler.

Kadınlara ne yaptıkları söylemeyeceğim. Sadece şunu söyleyeyim, hamile kadınlarımızın karnına süngü sokup bebeklerini yine süngülüyorlardı. Derler ya ‘Ölüm var ölüm gibi, ölüm var zulüm gibi’ aha öyle bir şeydi yaşadıklarımız.”

Kitapta, Ermeni zulmünü yaşayanlarla yapılan benzeri birçok üzücü olaya yer veriliyor.

Ermeni eliyle Sarıkamış, Kars, Kağızman, Ardahan bölgelerinde, yaşanan zulmün en büyüğü görgü tanıklarının ağzından anlatılıyor.

ERMENİ GİBİ

Bu satırlardan amaç bir dönemi yargılamak değil…

Hele Ermeni kökenli Türk vatandaşlarını ürkütmek ve korkutmak hiç değil!

Sadece, Türkiye’nin üstüne örtülmeye çalışılan “Kara şalı” kaldırmaya, bir nebze de olsa gerçekleri ortaya koymaya dönük birkaç satırdır.

Tarihi tarihçiler yazmaz da…

Siyasiler tarihe not düşmeye kalkarsa, ortalık böyle karışır.

Anadolu’nun giriş kapısı olması bakımından Kars ili ve çevresi, tarihte pek çok saldırı ve istilalara uğramıştır.

Fakat…

Bunlardan çok azı 1918 -1920 arasında yapılan katliam kadar acıklı olmuştur.

Bu yörede yaşanan vahşet o derece korkunç bir hal almıştır ki, yörede merhametsiz ve gaddar birisi için o günden sonra, “Ermeni gibi” deyimi kullanılmaya başlanmıştır.

Bu söz çok ağır ve affedilmez bir hakareti içerir…

Emekli Büyükelçi Yalım Eralp’ten, bir dost sohbetinde şu argümanı dinlemiştim:

“Türk Devleti Ermenistan’a bu işin peşini bırakması gerektiğini iyi bir şekilde anlatmalıdır. Komşularından Ermenistan dışında toprak talebi olan bir başka ülke yoktur. Türkiye isterse Ermenileri yaşadıkları coğrafya içinde havasız, nefessiz bırakır. Bunu çok net bir şekilde anlatmalıdır!”

Avrupa Parlamentosu’nun geçen hafta içinde aldığı karar, bunun iyi bir şekilde anlatılmadığını gösteriyor…

YABANCI TANIKLAR

Ki…

O dönemin acılarını yaşayanlar içinde, Türkiye toprakları üzerinde doktorluk yapmış olan yabancılar da var.

Bu adamlar İsviçreli, Venezuellalı, Norveçli, İngiliz, Fransız…

Bunların hazırladıkları raporlar da var.

Bunların yazdıkları raporlarda önemli dipnotlar da var…

Örneğin…

Defin ruhsatlarına göre, silahlı darp yoluyla ölen Müslüman sayısı, Ermeniler’den fazla olduğu gibi…

Sadece bu belgeler gerçeği anlatmaya yetmez mi!

Bu bakımdan, tarihi olayları tarihçilere bırakmak gerekiyor..
.

Yalnız, adamların bunu tarihçilere bırakma niyeti yok!

O zaman, bu işi halledilmesi gereken en doğru yöntemle halletmek gerekmiyor mu?

Ermeni törör örgütü Asala da, bu şekilde bitirilmedi mi!

O halde, bu pasiflik niye!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: