İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘MÜLTECİLER’ Ülkelerini Terketmek Zorunda Kalanlar

Bir fotoğraf, yaşlı bir kadın, bir eliyle küçük bir çocuğu tutmuş. Diğer elinde taşıyabildiğince eşyalar, bohçalar. Yanında genç bir kadın. Onun da elleri dolu. Kırsal bir yolda yürüyorlar. Çocuk, korkulu ve şaşkın.Yaşlı kadın endişeli. Genç kadın ağlamaklı. Erkekleri yok. Kim bilir neden. Belli ki kaçıyorlar. Nereye mi? Balkanlardaki ateşten kendilerini kabul edecek, sığınacakları ülkeye. Yani mülteci olmaya. Yani vatansız olmaya. Evlerini barklarını bırakıp kaçıyorlar. Maddi manevi her şeylerini bırakıp kaçıyorlar. Benzerlerini akşam, sabah görüyor, okuyoruz. Yıllardır, değişik coğrafyalarda, Afrika’da, Asya’da, Avrupa’da, Güney Amerika’da, siyahını, beyazını, ” siyasi farklı”yı, “inanç farklısı”nı, “soy-köken farklısı”nı görüyoruz. Yabancısı değiliz bu görüntülerin. Hele bizler, bu görüntülerin her türlü versiyonunu büyüklerimizden dinledik. O nedenle, bu ve benzeri fotoğraflara ( kusura bakmayın) herkes bakar geçer, bizler dalar geçeriz. Bugünlerde bu görüntülere katı yük gemilerinin ambarlarında, kamyon kasalarının gizli bölmelerinde Batı Avrupa’ya, daha iyi bir gelecek için sığınmak isteyenler de eklendi..

Kuşkusuz, ülkesini terk etmek zorunda kalanların konumları, talepleri bir başka ülkedekiyle aynı değildir. Böyle de olsa, soy ve köken ayırımı, siyasi düşünce karşıtlığı, dinsel ayırım ve bunları besleyen, hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük, yönetenlerin bunlara yönelik politikaları, ekonomik ve siyasi istikrarsızlık, çare aramaya dönüşen yoksulluk, bu insanların ortak kaderini oluşturuyor. Balkanlar’da, bu ayırımın, bu hoşgörüsüzlüğün, bu tahammülsüzlüğün körüklenmesinin getirdiği sonuçları izliyor, okuyoruz. Demokratik olmayan yönetimler, kaba uygulamalar. İnsan hakları ihlalleri, savaş, açlık, çaresizlik, ölüm, bu sonuçların halkaları. Sonra evinden barkından olma, yollara düşme, yurdundan kopma, mülteci olarak seni kabul edecek ülkeye sığınma. Mülteci kampları, bilinmeyen yarınlar.

Ülke sevgisinin ölçüsü nedir?” Ya sev ya terk et ” sloganı bu sevginin göstergesi olabilir mi? Ülkesini terk etmek zorunda olanlara ” Ülkesini sevmiyor diyebilir miyiz? Bu günlerde doğdukları toprakları canlarını kurtarmak için terk etmek zorunda kalan Arnavutlar ülkelerini sevmiyor diyebilir miyiz?

Çok sayıda, Anadolu kökenli Amerikan Ermeni’si babalarının, dedelerinin, büyük dedelerinin, terk etmek zorunda kaldıkları, terk ettirildikleri, doğup büyüdükleri toprakları, ziyaret etmek, tanımak, için Türkiye’ye gelmek istiyormuş. Onlar, kendilerinden önceki kuşakların göç ettikleri, mülteci olarak kabul edildikleri ABD de doğmuşlar. Ancak atalarının memleketini de dilini de hiç unutmamışlardı. İlk kafile geçtiğimiz günlerde geldi. Okuduğumuz ve işittiklerimize göre geziden çok memnun ve bir o kadar da buruk ve hüzünlü dönmüşler. Büyüklerinin hiç dillerinden düşürmedikleri, anlata anlata kendilerinin de artık yabancısı olmadıkları, memleketlerini, evlerinin yerlerini, şimdi çoğunun izi bile kalmayan yada yıkık kiliseleri ziyaretlerinde hep ağlamaklıymışlar. Okuduğumuz haberlerden öğrendiğimize göre ellerinde küçük torbalar varmış. Sorulduğunda ” Dedelerimizin memleketinin toprağından alacağız. Mezarlarına koyacağız” demişler. Milliyet de (20 6 2001) okudum. Yine kafileden, bir Ermeni 20 gün önce ölen babasının küllerini memleketi Tokat’a getirmiş. Bu duyguları hangi sözcükle anlatabilirsiniz?

Birleşmiş Milletlerin 2000 yılında aldığı bir kararla 20 Haziran Tarihleri “Mülteciler Günü” olarak kabul edildi. Mülteci sözcüğü, ” Irk, din, siyasi düşünce farklılıkları nedeniyle uğradığı baskılar sonucu yurdundan ayrılmak zorunda kalan vatansız göçmen ” olarak tanımlanıyor.Yukarıda yazdığım gibi. Bunların nedeni insan hakları ihlalleri ve savaşlardır. Açlık, ölüm, sonra evinden barkından olma, yollara düşme, yurdundan kopma

Büyük Larousse ” Mülteciler sorunu Birinci Dünya Savaşı’ndan ve Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra toprak değişiklikleri ve ulusçuluk hareketleri ( Yunanlılar, Türkler, Ermeniler ve Beyaz Rusların – göçleri-) nedeniyle ortaya çıktı” diyor. Neydi bunlar? Bildiğiniz gibi 1900 lerin ilk çeyreğinde İç Ege, Doğu Karadeniz ve Trakya’dan Rumlar, Balkanlar’dan, Kafkasya’dan Türkler ve Diğer Müslümanlar, Anadolu’dan Ermeniler, Rusya’dan rejim karşıtı Beyaz Ruslar Ülkelerinden bulundukları yerlerden kimi göç etmek zorunda kalmış, kimide göç ettirilmiş. Geldikleri ülkelerde mülteci olarak kalmışlar. Kuşkusuz daha önceki tarihlerde de sürgünler,mülteci akınları olmuş. Ancak Mültecileri korumaya yönelik uluslararası çalışmalar ve antlaşmalar 1920 lerde başlamış ve İkinci Dünya Savaşından sonra hız kazanmış. Tüm bunlara karşın günümüz Dünyasında 20 milyon mülteci varmış.Bunları hemen her gün haber programlarında görüyor, okuyoruz. Neylersiniz ki Dünya, yine O Dünya. Değişen, sadece yaşadığımız asrın ismi.Torunuma utanmayacağım bir Dünya bırakmak isterdim.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: