İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yazıyoor yazıyoor…

Rum ve Ermenilerin gözü, koltuk altlarındaki ‘Jamanak, Marmara ve İho’yla 50 yıldır her gün kapılarını çalan gazete dağıtıcılarında…

Binlerce Rum ve Ermeni, her gün pencerelerinden dört yaşlı gazete dağıtıcısının yolunu gözlüyor. Onlar da 50 yıldır öğle saatlerinde sokağın köşesinde, koltuk altlarında gazetelerle beliriyor. Sanki zamanın hiç değiştiremediği bir oyunu oynayan dağıtıcılar, 70’ine doğru günde dört saat yol yürümekten değil de, artık dost oldukları müşterilerini bir bir toprağa vermekten yakınıyor.
Pazarları hariç her gün saat 13.00’te Beyoğlu’ndaki Narmanlı Han’ın bahçesindeki bir köşede, en gençleri 55 yaşında dört gazete dağıtımcısı bir araya gelip, Beyoğlu ve Cağaloğlu’ndaki matbaalarda basılan gazeteleri bekliyorlar.

Kır saçlarını şapkayla örten, kalın çerçeveli gözlüklü, beyaz bıyıklı olanın adı Adnan Çukuryayla. 66 yaşında. “Jamanak bugün gecikecek, baskı bitmemiş” diyor. 65 yaşında olmasına karşın yüzü zamanın çizgilerine direnmiş İbrahim Böyüş’ü, bir endişe alıyor. Çünkü saat 16.00’dan sonra otobüslerde bedava yolculuk yapmasını sağlayan 65 yaş pasosu geçersiz. Genç görünümüyle 67 yaşında olduğunu söylediğinde herkesi şaşırtan Burhan Karaköse, “Matbaa arızalandı herhalde” diyor.

Gazete başına 25 bin

Baş bayi 70 yaşındaki Bedri Sarıca, bir saat gecikmeli olarak, omzunda gazetelerle görünüyor. Dağıtımcılar Rum gazeteleri Marmara, İho ve Ermeni cemaatine seslenen Jamanac’ı paylaşıyor. Tanesi 125 bin lira olan ve 25’er bin lira kazanacakları gazeteleri kısa sürede katlayıp, dağıtıma hazır hale getiriyorlar. Bayilerle birlikte, üç gazete günde 5 bin satıyor.

İstiklal Caddesi’ne çıkınca yolları ayrılıyor. Çukuryayla Kadıköy, Moda tarafındaki 163 abonesi için 14.30 Kadıköy vapuruna yetişmek istiyor. Dört saatte 20 kilometre yolu yürüyecek. Hasta olan Garo’nun durumunu, Aylin hanımın çocuğunun Amerika’dan gelip gelmediğini merak ediyor. 41 yıldır her gün gördüğü insanlarla, artık arkadaş. “Gençler artık okumuyor, yaşlılar alıyor. Çoğu pencerede yolumu gözler,
‘Ayaklarına kuvvet. Sen olmasan haberlerimizi
kim taşır’ der. Her evde bir şey ikram edilir, dertleşiriz” diyor.
Çukuryayla, şimdi 35 yaşında olan bankacı oğlunun karne fotokopilerini gazetelerin arasına sıkıştırıp vermiş müşterilerine. Gururlu, “Hep teşekkür, takdir alırdı. Aboneler hâlâ onu sorar” diyor.

Aboneler hep azaldı

Çukuryayla sokaklarda, çarklı vapurlarda gazete satarak başlamış mesleğe. Televizyonsuz yıllarda önemli olaylarda bir günde üç baskı yapıldığını ve sokaklarda
‘Son baskı’ diye bağırarak gazete sattığını anlatan Çukuryayla, “Sonra azınlık gazetelerini satmaya başladım. 5-6 Eylül olayları, Kıbrıs Barış Harekâtı derken, tek tek abonelerimiz gitmeye başladı. O zamanlar 30 kişi dağıtırdık bu gazeteleri şimdi dört kişi” diye konuşuyor.

İbrahim Böyüş ise 50 yıldır yaptığı gibi Sirkeci, Fener ve Balat’a doğru yol alıyor. Abonelerinin sayısı 20. Üç saat yürüyerek, genellikle azınlık okulları ve kiliselere gazete bırakıyor. “Eskiden sabah çıkar akşama bitiremezdim. Yetiştirmek için gazeteleri balkona atardım. Artık kalmadılar, kimi öldü kimi gitti” diyor. Abonelerinden Rumca ve Ermenice öğrenmiş. Onların diliyle merhabalaşıyor. Fener Rum Patrikhanesi’nde din görevlileriyle çay içip sohbet ediyor. Artık balkona gazete attığı tek ev var; bir kolu olmayan Yorgo’nun evi. Gazeteyi eskiden tek seferde atarken şimdi beş deneme gerekiyor.

‘Öldü’ demiyorlar mı…

Dağıtımcıların yeni kuşak temsilcisi ise beş yıldır bu işi yapan 55 yaşındaki Zühtü Karaköse. Karaköse, Cihangir ve Taksim çevresindeki azınlıklara gazetelerini taşıyor.
Burhan Karaköse ise Şişli, Kurtuluş, Dolapdere ve Feriköy yollarında abonelerine ‘haber taşıyor’. Elli yıllık mesleğine, Ermeni arkadaşı Arakel’in teklifiyle başlamış:
“Arakel beni 17 yaşındayken yanına aldı, tek tek aboneleri öğretti. O zaman bin abone vardı, bugün 200. Genç kuşak gazetelere ilgisiz, abone sayısı da giderek azalıyor. Bir ömür neredeyse her gün gördüğün insanın kapısını çalıyorsun. Komşusu ya da kapıyı açan akrabası öldüğünü söylüyor. İnsanın hayatından bir şeyler kopuyor. Defalarca hüngür hüngür ağladım.”
Karaköse, yaşadıklarından öğrendiğini ise şu sözlerle özetliyor; “Biz her gün yaşayarak öğreniyoruz; Rumlar ve Ermenilerle düşman değil dost olduğumuzu…”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: