İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Darende’nin Ermenileri’nden boşluk kaldı yadigâr

Karin Karakaşlı Radikal 2’deki yazısında son günlerde “Ermeni” sözcüğünün yaşadığı popülerleşmeden bahsediyor.

Dünyanın değişik parlamentolarında “Ermeni Soykırımı”nın görüşüldüğü günlerde, basın-yayın sektöründe “Ermeni” sözcüğü bir başına yeterli satışı garantiler konuma geldi. Birbiriyle tez yarıştıran ya da ucuz nostaljilerle yetinen Ermeni kitapları arasındaysa içtenlik ve zaman kriterlerinin eleğinden geçmeyi başaran bir avuç yapıt vardı. O yapıtlardan biri de İletişim Yayınları’ndan çıkan “Mahallemizdeki Ermeniler”.

Aras Yayıncılık’ın okurlarla buluşturduğu Kirkor Ceyhan’ın, Mıgırdiç Margosyan’ın, Hagop Mıntzuri’nin öykülerini bilenler, Anadolu köylerinin Ermeni, Türk, Kürt, Alevi her kesimden insanıyla nasıl can bulduğunu anımsar. Artık ne yazık ki yalnızca masal niyetine okunabilecek bu bir zamanların gündelik köy yaşamını bu kez İsmail Arıkan anlatıyor.

1920’lerin Darendesi’ne uzanıyoruz anlatıcının belleğiyle. Tehcir sonrasında yörede nüfusu iyice azalan Ermeni aileleri artık evlilik çağına gelmiş oğullarına gelin bulup da çoğalamadıkları bu yerleri geride bırakıp Halep’e doğru göçe hazırlanıyorlar. Mahallenin Ermenileri giderken birlikte götürdükleri kültürleri, gelenekleri, türküleri, yemekleri ve emekleriyse Darende’nin boşluğunda yankılanıyor.

Kitabın satıraralarında sıcak komşuluk ilişkilerinden, keskin önyargılara kadar yaşama dair her ayrıntıyı bulmak mümkün. Anlatıcı, Ermeni-Türk ilişkilerinin siyasi yorumlarını bu konudaki eserlere havale ederken “Dış ülkelerde ancak bulunabilecek Ermenice ya da öteki dillerde bu konuda yayımlarla eldeki resmî bilgiler daha iyi karşılaştırılabilir ve tamamlanabilir” diyor. Kendi amacı ise bambaşka: “Bu satırlarda ben sadece çocukluk anılarımı tazeleyerek, sevimli küçük bir çevrede Türk insanıyla Ermeni halk adamını bir arada görmeyi denedim.”

Ermeni sevkiyatının ilçesi için “uğursuz bir yumruk” olduğunu vurgulayan İsmail Arıkan’ın anılarına Demirci Kirkor, döğen tahtalarını taşlayan Egûp, marangoz Mahir Usta babadan oğula devrolan çalışkanlıkları, zanaatkâr maharetleri ile nakşolmuş. Şifa dağıtıcı yönüyle Müslüman komşular arasında da azize gibi sayılan ve öldüğünde Ermeni ve Müslüman mezarlıkları arasına gömülen Deli Kız, tandır ekmeği ve dut rakısı ile meşhur, mahallenin ebesi Gelin Aba etkileyici kadın tiplemelerine çarpıcı birer örnek.
“Mahallemizdeki Ermeniler”, “mutlu zaman nostaljisi” yapmakla yetinmek yerine insani bir yoldan gidiyor. Günlük yaşamın bağnaz yönlerini, dönmelerin trajik hikâyelerini, tehcirin ardından sahipsiz kalan evlerin akıbetini, “gâvur” tabirinin örneklerini Anadolu insanının saf açıklığıyla sunuyor. Bizzat Arıkanların yaşadığı ev Değirmenci Usta’nın emvali metruke olarak devlete kalan ve açık arttırmayla Arıkan’ın babası tarafından zorlukla satın alınan bir yapı. Ancak insani boyut bu acı öyküye de derinlik kazandırıyor. Çünkü Arıkan ailesi o evde Değirmenci’nin Oğlu’nu hayır dilekleri ile anarak ve özenle baktıkları evi bir gün eski sahibinin çocuklarından birinin hem ağlayıp hem gülümseyerek gezmesini dileyerek oturuyorlar.

Bu kitaptaki insanlar nostaljik yazıların masalsı azınlıklarından nasıl da farklı. İlle de topik, dolma eşliğinde bayramlaşma zamanlarında sunulan bu komşuların akıbeti genellikle “Sonra bu insanlar gitti…” cümlesiyle son bulur hani. O üç noktanın içindekiler; bu insanların neden gittikleri, kalanların hayata nasıl devam ettiği ise hiç anlatılmaz.

Ya da 6-7 Eylül olaylarına ilişkin “Hatanın birazı da Rum vatandaşlara aitti. Her yerde Rumca konuşurlar, toplumun tepkisini çekerlerdi” denilebilir. Varlıklı olduğu vurgulanan Ermeni vatandaşlardan “şu son olaylarda bir ses vermeleri” beklenebilir.
Beri yandaysa Brüksel’de karşılaştığı bir çocuğun hem Fransızca hem Flamanca’yı konuşmasına özenen İsmail Arıkan, bir arada yaşadığı insanların hatırına Ermenice bilmeyi arzular içtenlikle. Gidenleri, kendinden eksilen parçaları hüzünle anar: “Halep diye gidenlerden, ne doğduğu büyüdüğü yerleri bir ziyaret için ne de kısa ya da uzun eski yaşamını sürdürme amacı ile ilçeye geri gelen olduğu işitilmiştir…” Onun üç noktası hakkı verilmiş, ödeşilmiş bir üç nokta. Fark da zaten burada.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: