İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Sanat bir mucizedir’

Radikal’deki habere göre, Paris’te yaşayan ve Türkiye sanat ortamını yakından takip eden Sarkis iki yeni sergisiyle İstanbul’daydı. Kasa Galeri’de genç sanatçılarla bir ‘okul’ çalışması da yapan Sarkis, sanatın sisteme ihtiyaç duyduğunu anlattı. Röportajın devamı devamı şöyle…

Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri’deki ‘Ses…Ses…Ses’ sergisi eşliğinde dokuz genç sanatçı ile ‘Okul’ adlı bir atölye çalışması yürüten Sarkis’le konuştuk. Çalışmasını hazırladığı bir kapalı devre kamera sistemi vasıtasıyla dileyen izleyicilerin ilgisine de ücretsiz olarak sunan sanatçı, ‘öğrencileri’ eşliğinde projesini ve sanat ortamını Radikal’e anlattı. 31 Mart’ta sona eren etkinlik, her gün ortalama dört saatlik seanslar halinde Ünsal Bahtiyar, Şeyda Cesur, Elif Çelebi, Borga Kantürk, Çağrı Saray, Eser Selen, Vahit Tuna, Mürüvvet Türkyılmaz ve Ebru Uygun’dan oluşan genç öğrenci ve sanatçıları buluşturdu. Etkinlik genç sanatçılara, yapıtlar üzerinden tartışma olanağı kazandırdı.

Bu projeyi niçin bir ‘Kasa’ (Galeri) içinde düzenlediniz?

Üniversiteye bağlı olmayan, akademik olmayan, başka bir yer burası. Tezatlıkların mekânı. Açık ve kapalı olan şeylerin. Kasa, kapitalin biriktiği, paranın saklandığı bir yerdir. Burada şu anda, kapılar açıktır. O kapitalin yerine, fikir ve düşünce üretiyoruz. Bütün bu ürettiğimiz fikirlerin, burada yapılanların maddesi söz, fikir olan birer heykele dönüşmesini istiyorum.

‘Okul’ projesinden sonra da genç sanatçıları takip edecek misiniz?

Bordeaux Müzesi’nde gerçekleştirdiğim ilk deneyimde, 11 haftalık sergim sırasında müzeye bir haber verildi. Haftada üç gün boyunca 33 gence çağrıda bulunduk. İlk telefon eden kişiler geldi. Onları aldık. Kadro doldu. Buradakine benzer koşullar içinde bir yere kapanıyorduk. Yaptığımız konuşmalara, müze lokantasında birlikte oturduğumuz masaya bile hiç kimseyi dahil etmiyorduk. Ancak daha sonradan, müzeyi ziyaret eden halkla konuşuyorduk. Oradaki gençleri, etkinlikten sonra kendi tercihim doğrultusunda bir daha görmedim.

Şimdiki projede durum biraz daha farklı. Bir iki sene sonra, belki bir gün süresince onlarla buluşmayı düşünüyorum. Burada nasıl davranacağıma geldiğim ilk günde karar verdim. Katılımcı gençlerin, Fransa’dakilerden çok daha fazla konuştuklarını gördüm. Ortaya çıkan oluşum, yeni bir ‘Okul’ fikrini doğuruyor.

Yeni ‘Okul’dan çıkanlar dışarıda, sanatın ‘eski sahnesinde’ neler yaşayacak?

Bugün tam da o sistem üzerine konuşmaya başladım. Sanatçılara ‘bir sürekli sistem’ yaratılmasının gerekliliğini anlattım. Türkiye’de klasik anlamıyla ne bir müze, ne de galeri var. Üstelik, seyirci de çoğunlukla eğitimsiz kişilerden oluşuyor.
Maçka’daki ‘Karışık Retrospektif’ sergimin açılışında dahi, işe ‘hakikaten bakan’ ve onu ‘okumasını bilen’, okuyabilen fazla adam hissetmedim. Bu meselenin de halledilmesi gerek. İşte bu nedenle okul projesini akademisyen/sanatçılar üstlenmiş durumdalar. Ben de onlara vakit ayırarak yaptıkları işlerin kendilerine bir yol açması ve kendilerine yeni sistemler yaratmaları gerektiğini düşündürmek istedim.

Okullar hocalığın ne olduğunu bilmeyen, hocalığını ve sanatçılığını yapamamış dünya kadar ekşimiş insanla dolu. Ama yine de burada kesinlikle devamlı ‘ağlayıp zırlayan’ ve devamlı eleştiren bir yaklaşım sergilemiyoruz. Ağlamamıza hiç müsaade etmiyorum. Çünkü isteyen, imkânları zorlayarak her malzemeyle bir şey yapabilir. İstanbul’da böyle bir şeyin olabilmesi, mucizedir. Sanat bir mucizedir.

Bugünkü ‘derste’ sanatçıların ‘şirket’e gereksiniminden de söz ettiniz…

Müzemiz yok. Okullarımız var. Çağdaş sanat merkezlerimiz yok; ama galerilerimiz var. Ve bu kriz ortamında, inançlı, inatçı sanatçılarımız var. Bir altyapı yok ama genç sanatçılar ne yapacaklar? Ekonomik bir sistem yaratmak lazım. Yoksa sanatçılık bir hobi olarak kalmaya mahkûm.

Olası bir çağdaş sanat müzesi ya da merkez için düşündüğünüz model nedir?

Türkiye’de halihazırda mevcut eserlerin halkla konuşma olanağı yok. Bir merkez, bir müze olsa, dünyadaki ve Türkiye’deki insanların bu ‘konuşma’ olanağı sağlanabilecek. Halkın sanattan habersiz bırakılmasının nedenlerine bakmak gerekiyor. Avrupa’da sanat eğitimi çocuklardan, yuvalardan başlıyor. Ne olacak, bugün istense ‘beş Mercedes ile bir çağdaş sanat merkezi’ kurulabilir.

Sanat çarkına dinamit

1938 İstanbul doğumlu ve eserleriyle ‘ölümsüz’ Sarkis Zabunyan, doğduğu kente yaptığı son sanat çıkarmasıyla yerleşik ‘sanat çarkının’ hırçın, statüye sırtını kaşıtan dişlilerini dinamitliyor. Mudo Maçka Sanat Galerisi’ndeki ‘Karışık Retrospektif’ başlıklı sergi sanat gündemine son aylarda neredeyse bir ‘trend’ gibi yerleşen ‘retrospektif dalgası’na karşı, sanatçının kendi özgün algı ve estetik frekansının ironik dalgalarını yolluyor. 12 Mayıs’a dek açık kalacak sergi, izleyici karşısına (kabaca) Sarkis’in son 14 yılda ürettiği işlerin fotografik suretleri ve mekâna ustalıkla sindirdiği doğa seslerini çıkarıyor.
Galeriye giren sanatseverleri büyük ve yaşlı (bilenler için hayli manalı bilmeyene ise bilmece gibi gelen) bir masa karşılıyor. Masanın cam altında, 14 yıllık suskun, ölü ışıklı sergi fotoğrafları duruyor. Arzu edenler, masanın iki yanındaki -post devalüasyon manşetli- gazete balyalarına oturuyor. Belki de tercihler okunan gazeteye göre değişiyor.

Gazeteler arasında yerini alan Radikal’de bize artık daha fakir olduğumuzu söylüyor. Fotoğraflar, mekân, ses ve zamanın estetiğiyle birer ‘anİ/anıt’a dönüşüyor. Madden değil, manen ‘değer’leniyor. Sarkis’in son olarak 1986 yılında ‘Çaylak Sokak’ adlı yerleştirmesi ile ziyaret ettiği galeriye bıraktığı göz alıcı, egzotik desenli ve mika kapaklı albümler sanatseverlerin ‘hayranlık ve imrenme duygusuyla’ çevriliyor, çevriliyor…
Mudo Maçka Sanat Galerisi Tel: 0212 240 80 23

Sanatçıların okuldaki izlenimleri

Çağrı Saray: Son sınıf öğrencisi olduğum okulumda, her değerlendirme öncesi böyle toplantılar gerçekleştiriyoruz. Burada ise, yaşadığımızı özel kılan şeylerin başında öğrenci-öğretmen statüsünün yokluğu geliyor. Alternatif bir mekân ve bağımsız bir kurum dışı platformdayız. Her zaman sanat adına bir şeyler yapılırken, burada insanın yaptıklarının hesabını verebilmesi ve bunun da ‘yukarıdan izleniyor’ olması, önemli bir şey benim için. İzleyenlerin sayısı az da olsa bu her genç sanatçı için önemli.

Mürüvvet Türkyılmaz: İşlerimizin diyalarıyla bir tür bellek taraması yapıyoruz. Sanki okuma yazmayı öğrenmiş de, kurduğumuz devrik cümleleri düzeltmeye çalışıyor gibiyiz. İşleri okurken başka yollar ve cümleler ortaya çıkıyor. Üstelik yukarıda da ateşli sahneler ortaya çıkıyor. Oradan da dışarıya farklı şeyler yansıyor.

Cem Gencer: Geçen ders, ‘işleri eleştirmek, öldürmek değil de, farklı okumalar türetmek’ tabiri kullanıldı. Dokuz farklı gözden ve Sarkis’ten farklı okumalar ortaya çıkıyor. Hayatta bu diyalog daha tek taraflı. Henüz işimi göstermesem de kendi kendimi, bilgilerimi sürekli tartıyorum.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: