İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Turgut Tarhanlı: Sınırlar – Radikal

Turgut Tarhanlı yazısında, uluslarası hukukda “sınır antlaşmalarının” nasıl ele alındığı konusuna değiniyor. Yazı şöyle…

Birkaç gündür Türkiye basınında yer alan bir haber, Ermenistan parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu Başkanı’nın 1921 yılında yapılan Kars Andlaşması’nın Ermenistan’ın çıkarlarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle bir kampanya başlattığı konusuyla ilgiliydi. Bu konuda bazı yazarların yorumları da basında yer aldı.
Söz konusu uluslararası andlaşma, Türkiye’nin doğudaki sınırlarını belirleyen andlaşmalardan biridir. Bu nedenle, serinkanlı bir değerlendirmeyle, bunun ne anlama geldiği sorgulanabilir. Bir siyasi oluşumun, devlet olarak tanınmasının yapısal unsurlarından biri de ülke, yani belli bir toprak parçası olduğuna göre, bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlıkların, aynı zamanda bir tanıma sorununa da yol açması tartışmasızdır. Eğer uyuşmazlığın söz konusu olduğu taraflar arasında bir tanıma sorunu yoksa, bunlardan birinin ötekinin sınırlarının tartışmalı olduğunu iddia etmesi, en azından, devletlerarasında var olması beklenen dostça ilişkilere hâkim ilkeler bağlamında kabul edilemez bir tutum olacaktır.

Bir uluslararası andlaşmanın, yapıldığı tarihten sonra çok uzun bir zaman geçmesine bağlı olarak, artık ona riayet etmeyi ciddi bir külfet haline getiren ya da tamamen anlamsız kılan gelişmelerle karşılaşılması söz konusu olabilir. Devletlerarası ilişkilerde, bu konuya yatıştırıcı bir çözüm bulunması mümkündür. Örneğin o andlaşmayı sona erdirmek veya artık onun bir tarafı olmaktan çekilmek gibi.

Ama, bunun gibi usuli araçların uygulanmasının hukuken kabul edilmediği bazı durumlar da var. Örneğin, söz konusu andlaşma, şayet devletlerarası bir sınırın saptanmasına ilişkin bir andlaşmaysa, o andlaşmayla bağlı bir devletin, yukarıda belirttiğim gerekçeleri ileri sürerek, onun sona erdirilmesini ya da artık ona taraf olmaktan çekildiğini ileri sürmesi hukuken geçerli kabul edilmez. Bunun başlıca nedeniyse, hemen anlaşılabileceği gibi, böyle bir girişimin neden olacağı, hasmane bir tutumun önlenmesidir.

Uluslararası andlaşmalar konusunda Birleşmiş Milletler’de, 1960’lı yıllarda düzenlenen andlaşma çalışmalarında, bu konuda, özellikle kendi geleceğini tayin hakkının (selfdetermination) icrası gibi meşru bir gerekçeyle, sınırların değişebilmesi olasılığının mümkün olabileceği ifade edilmişti. Bu hakkın, bir devlet oluşturmaya yönelik olarak icrası konusunda, temel meşruiyet gerekçesi, sömürge altında olmak ya da bir yabancı işgali veya tahakkümüne maruz kalmak olarak tanımlanır.

Türkiye halkının, imparatorluk sonrasında, Türkiye devletini kurma iradesi ve Ermenistan Cumhuriyeti’nin, Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle bağımsızlığının ilanı, iki ülke arasında bugün mevcut olan sınırların geçerliliğine dayanan bir çerçevede tanınmıştır. Dolayısıyla, Kars Andlaşması’nın geçersizliğinin ilanı ya da bu konuda bir kampanya girişiminde bulunulması, hukuken geçerli kabul edilen kurallar ışığında anlamı olmayan bir tutum olarak görünüyor. Ama devletlerin, bu gibi ne siyaseten ne hukuken anlaşılması kolay olmayan tutumlarıyla karşılaşılması da işten bile değil.

Örneğin Ermenistan’ın, Azerbaycan topraklarında silahlı kuvvet kullanmaya bağlı olarak elde ettiği bölgeler üzerindeki siyasi oluşumların hukuken tanınması, mümkün olamayacak bir sonuçtur. Ama, herhalde, bu iki ülkenin halklarının birbirleriyle ilişkilerini ve işbirliğini geliştirmek, barışçı bir ortamın oluşumuna katkıda bulunmak için çaba göstermelerinin de kuvvetle desteklenmesi gerekir. Gelin görün ki, geçen yıl bu bölgedeki sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden katılımcıların olduğu, Helsinki Yurttaşlar Derneği tarafından düzenlenecek bir yaz okulunun yapılmasına İçişleri Bakanlığı’nca izin verilmemişti.
Ne Türkiye’den ne de yurtdışından, siyasi hiçbir temsilcinin bulunmadığı böyle bir toplantıya izin verilseydi, ne Türkiye, işgal altındaki Azeri toprakları üzerinde Ermenistan egemenliğini, ne de Dağlık Karabağ’daki siyasi oluşumu tanımış sayılacaktı. Ama devletlerarası ilişkiler, son tahlilde, insanlararası ilişkiler. Ve bu ilişkilerde de kaygıların, aklın çok önüne geçtiği örneklerle karşılaşmamız hiç zor değil.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: