İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Patrikhane: Cemaatimizin Sorunlarından Bazıları

“Lraper” Kilise Bülteninin 13 Mart Salı günkü dergisi için Patrikliğin Kıdemli Kahanalarından Dr. Krikor Damadyan tarafından hazırlanan yazıyı ekte dikkatinize sunuyoruz:

“Lraper” Kilise Bülteni’nin geçen sayısının “Okuyucu Mektupları” köşesine gelen bir mektuba cevaben, Patrik Hazretlerinin Ankara ziyaretlerinde Devlet büyüklerinin dikkatine sundukları ve çözüm bekledikleri kurumlarımızın yaşamsal sorunlardan bazılarını bu sayımızdan itibaren yayınlamaya başlıyoruz.

Gerçek şu ki, Türkiye Ermenileri birey olarak ülkemizde yaşayan diğer Türk vatandaşları gibi yasalar önünde eşit olup aynı şartlarda yaşamaktadırlar. Ancak bu rahatlığı kurumlarımız açısından da ifade edebilmek o kadar kolay değil. Bu sayımızda, ilk önce, vakıflarımızın geleceğini tehdit eden ve vakıflarımızın çözüm bekleyen sorunlarından birine, yönetim kurulu seçimlerinde yaşanan olumsuzluğa değinmek istiyoruz.

VAKIF SEÇİMLERİNDE SEMT ŞARTI

Daha önce İstanbul’un tüm semtlerine dağılmış olarak yaşayan Ermeni cemaati üyeleri, zamanla belli bölgelerde ve tarihi dokusu olmayan yeni oluşan semtlerde yoğunlaşmaya başladılar. Örneğin, tarihi Surp Astvadzadzin (Meryem Ana) Patriklik Kilisesi’nin, Türkiye Ermenileri Patrikhanesi’nin ve Bezciyan Merkez Okulu’nun bulunduğu Kumkapı semti, eskiden Ermenilerin en yoğun olarak yaşadıkları yer iken, bugün bu semtteki Ermenilerin sayısı 200’ü aşmamaktadır. Halbuki bu vakfın hayratından Türkiye’deki Ermeniler’in tümü yararlanmakta olup, ayrıca bu vakfın yönettiği Patriklik Merkez Kilisesi Türkiye’de yaşayan tüm Ermenilerin ruhani merkezi konumundadır.

Kumkapı gibi, diğer semtlerdeki bir çok vakıfta da o semtlerdeki cemaat üyeleri başka yerlere göç ettiklerinden durum aynısıdır. Bu gibi hayratlardan faydalanan cemaat üyelerinin birçoğu ise zamanla yeni oluşan semtlerde yaşamakta olup, yukarda belirtilen vakıflardan yararlandıkları halde, azınlık vakıflarına ilişkin uygulamalar neticesinde, yönetim kurullarının seçimlerine seçmen ya da yönetici adayı olarak katılamamaktadırlar.

Örneğin, her Pazar Yeniköy’deki Ermeni Kilisesi’nde ibadete katılan bir cemaat üyesi, Yeniköy’de oturmadığı için, madden ve manen desteklediği Yeniköy Kİlisesi’nin vakfına yönetici seçilememektedir. Başka bir banliyö semtinde bulunan eski bir kilisede ise yönetici olarak 30 yıl aynı kişiyi görebilmek mümkündür. Çünkü o kilisenin çevresinde yaşayan sadece üç Ermeni ailesi kalmıştır. Ancak kilise her açıldığında orayla manevi bağ hisseden birçok kişi orada ibadete katılmaktadır, ama ne yazık ki istediği halde o vakfa yönetici seçilerek hizmet edememektedir.

Israrla yürütülen bu düzenleme, görüldüğü gibi kurumlarımızın yaşama şartlarını zorlaştırmaktadır. Uygulamanın temelinde yatan mantık şudur: “Vakıf bölgesinde yaşamıyorsan, vakfı yönetme hakkına da sahip değilsin.” Bu uygulama son birkaç seçim döneminde kimi kilise ve vakıfları idaresiz ya da ehliyetsiz kişilere bırakacak noktalara ulaşmıştır. Bu konuda daha önce yapılan başvurular sonuçsuz kalmıştır.

Bu nedenle, vakıf yöneticileriyle görüşme sonrasında, Patrik Hazretleri ilgililerden yeni bir düzenlemeyle şimdiki bölgesel seçim sisteminin “ortak seçim sistemine” dönüştürülerek, isteyenlere seçime katılma ve seçilme hakkının sağlanmasını, böylece kurumlarımızın daha sağlıklı bir şekilde işlemelerine olanak tanınmasını istemiştir. Aslında ülkemizin genelinde uygulanan seçim sistemi de bunu gerektirmektedir. Örneğin, genel seçimlerde başka bir ilde oturan birinin İstanbul’dan adaylığını koyup seçilmesi pekala mümkün olabilmektedir.

Tüm dünyadaki Apostolik, Katolik ve hatta Protestan Ermenileri için büyük önem arzeden Kayseri’deki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nin durumu da aynı bağlamda tehlikededir. Kilisemizin ve mezhebimizin kurucusu olan Surp Krikor Lusavoriç, Ermenilerin tarihteki ilk Patriği olarak 301 yılında Kayseri’de takdis edilmiştir. Bugünse Kayseri’de bir avuç kadar Ermeni kalmış olup vakfın yönetimi doğal olarak zorlanmaktadır. Seçim sistemindeki bugünkü uygulamadan dolayı, bu vakfa yeni yöneticiler bulunamaması durumunda bu kilisenin vakfı da mı Kırıkhan’da olduğu gibi cemaatimizin elinden alınacaktır? Halbuki, Devlet’e sunulan öneriler kabul edildiği taktirde bu tür olumsuzluklar ortadan kaldırılacak, ve Türkiye’deki ibadete açık tüm kiliselerimizde örf ve adetlerimize göre ruhani hayatımızı daha rahat şartlarda sürdürebilme olanağını bulacağız.

PATRİKLİK MAKAMI İÇİN BİR TÜZÜK

Bu sayımızda Patrik Hazretlerinin, Devlet yetkililerinin dikkatine sunduğu sorunlardan birine daha değinmek istiyoruz. Bu sorun, Türkiye Ermenileri Patrikliği’nin varlığını ve hizmetini hangi esaslara göre sürdüreceği konusunda resmi bir belgenin ya da tüzüğün yokluğu ve bunun doğurduğu olumsuz sonuçlardır.

Elyazma kitapların sonlarında bulunan hatıratlarda, İstanbul’da kendilerinden “Hayrabed” olarak bahsedilen Ermeni başepiskoposlarının önceden de var olduğu anlaşılmaktadır. İstanbul’daki Ermeni Patrikliği ise 1461 yılında Fatih Sultan 2. Mehmet’in fermanıyla resmen tesis edildi. 19’uncu yüzyıla kadar her patriğe verilen padişah fermanlarında Ermeni patriklerinin yetki alanları açıkça belirtildi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, Patrikliğin ve Osmanlı Hükümeti’nin birlikte hazırladıkları ve son şeklini verdikleri “Nizamnamei Milleti Ermeniyan” 1863 yılında yürürlüğe girdi. Bu nizamname Patrikliğin ve Cemaatin, ruhani ve sivil delegelerden oluşan ve seçimle görevlendirilen kurullar tarafından demokratik bir sistemle yönetilmesini öngörüyordu.

Sultan 5. Mehmet Reşat döneminde, 19 Temmuz 1916 yılında, Osmanlı Hükümeti’nin tek taraflı tasarrufuyla “Ermeni Gatoğigos ve Patrik Nizamnamesi” yürürlüğe girdi. Böylece İstanbul ve Kudüs Patriklikleri kapatılıp, Sis’teki (Kozan) Kilikya Gatoğigosu’nun unvanı “Türkiye Ermenileri Gatoğigos-Patriği” olarak değiştirildi, ve bu yeni makamın merkezinin de Kudüs’te bulunması kararlaştırıldı. Ancak 1916 Nizamnamesi’nin ömrü iki yıl kadar sürerek, 19 Ekim 1918 tarihinde Sultan 6. Mehmet Vahdettin tarafından kaldırılmasıyla 1863 Nizamnamesi tekrar yürürlüğe girdi. Böylece yürürlükte olan 1863 Nizamnamesi ile Cumhuriyet dönemine geçildi.

Türk Medeni Kanunu’nun hazırlanması aşamasında, 17 Ekim 1925 tarihinde Ermeni Cemaati’nin ruhani ve cismani meclisleri hükümete verdikleri yazıyla Türk Medeni Kanunu’nun gereklerini kabul edeceklerini bildirdiler. Örneğin, daha önce boşanma, miras gibi konularda kilise kuralları doğrultusunda yargıçlık görevini de üstlenmiş olan Ermeni Patrikliği, bu konulardaki yetkisinden feragat etti.

1923-1927 ve 1944-1951 yılları arasında, hukuki boşluktan doğan zorluklar sonucunda cemaatte çalkantılı dönemler yaşandı ve Patriklik makamı münhal kalarak, cemaatin sosyal ve ruhani hayatında çalkantılara sebebiyet veren uzun naiblik dönemleri yaşandı. 1927 ve 1951 Patriklik seçimleri ise, her seferinde farklı yöntemlerle gerçekleştirildi.

Bugünkü duruma gelince, Türkiye Ermenileri Patriklerinin seçimi 1961’de çıkarılan bir Bakanlar Kurulu kararıyla, o da bir defaya mahsus olmak üzere düzenlenmiş bulunan, Patrik Seçimi Talimatnamesi’ne göre yapılıyor. Bu belgenin de yetersiz ve müphem olması nedeniyle, seçim öncesi ve sonrasında yaşanan kargaşalar, geciken seçimler, toplumumuzun huzurunu bozmakta, sosyal ve ruhani yaşantısını olumsuz etkilemektedir.

Nitekim, 1998’deki Patrik seçimi öncesi ve sonrasında, Başepiskopos Şahan Sıvacıyan, “Her patrik seçiminde bu olayları yaşıyoruz. Patrikler seçildikten sonra da bir dahaki seçimlere kadar unutuyoruz. Patriklerden hiçbiri hala herhangi bir düzenleme sağlamış değil. Bu sorunun artık geleceğe taşınmaması gerekir” diyordu.

Bunun üzerine, Patriğimiz, ruhanilere ve sivillere danışarak, 16 Haziran 1999’da Başbakan Bülent Ecevit’i ziyareti esnasında Patriklik seçimi esasları sorununu, örf ve adetlerimiz doğrultusunda Patriğin görev alanını ve yetkilerini belirleyen bir düzenlemenin gerekliliğini gündeme getirdi. 13 Şubat 2001 günü, Başbakan Ecevit’i son ziyaretinde, Patriğimiz diğer sorunlarla birlikte bu sorunun çözüme kavuşturulması dileğini bir kez daha yineledi. Henüz bu konuda bir gelişme olmamasına rağmen, Sayın Başbakan durumu değerlendirip en kısa zamanda ilgileneceğini söyledi.

(“Sorunlarımızdan Bazıları ” konusuna gelecek sayımızda devam edeceğiz). Dr Krikor Damadyan (Kd. Kahana)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: