İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

TBMM’de 24 Ocak ‘Ermeni soykırımı tasarısı’ görüşmeleri tutanakları

24 Ocak’taki TBMM görüşmelerinde yine Ermeni soykırımı tasarısı gündemdeydi. Aşağıda TBMM’deki görüşmelerin tutanaklardan alınmış halini bulacaksınız.

Gündemdışı ikinci söz, Ermeni soykırımı tasarısının kabulü hakkında söz isteyen Iğdır Milletvekili Sayın Abbas Bozyel’e aittir.

Buyurun Sayın Bozyel (MHP sıralarından alkışlar)

ABBAS BOZYEL (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, hem Meclisimizi hem yüce milletimizi yürekten yaralayan menfur bir saldırı neticesinde şehitler kervanına katılan il emniyet müdürümüzü ve şehit olan bütün polis arkadaşlarımızı rahmetle anıyorum; ama, bin yıldır şehit kanlarıyla vatanlaştırdığımız Anadolu toprakları üzerindeki devlet ve millet varlığımıza kastetmek isteyen bu tür terörist faaliyetlerin asla ve kata, büyük devlet olma ve kıyamete kadar millet olarak varlığımızı devam ettirme yolundan bizleri caydıramayacaklarını, bu Yüce Meclisin kürsüsünden ifade etmek istiyorum: Bütün iç ve dış güçler bilmelidir ki, Türkiye, büyük bir devlettir, milletimiz, yüce bir millettir ve bu menfur saldırıları işleyen dış güçlerin ve onların Türkiye içerisindeki maşaları, eli kanlı maşaları olan teröristlerin de hakkından gelecek kadar güçlüdür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ruslar ve Batı dünyası, sık sık içimizdeki Hıristiyan tebaayı bahane ederek iç işlerimize müdahalelerde bulunmuşlardır. Bu sebeple de, bizden her defasında ıslahat isteklerinde bulunmuşlardır. Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, meşrutiyetler, teşkilatı esasiyeler, hepsi Batı’yı memnun etmeye yönelik hareketlerdir. Bugün benzer ıslahat hareketlerinin Avrupa Birliği tarafından, sözde Ermeni soykırım iddialarıyla beraber terennüm edilmesi ise düşündürücüdür. Batı dünyasının her defasında ortaya koyduğu bu isteklerinin arkasından bir Şark politikasının hayata geçirilmek istendiği ise, artık, herkesçe malumdur.

Tarihe dönüp baktığımızda, milletlerarası, devletlerarası rekabetlerin hep karşımıza yeni oyunları çıkardığını görürüz. Şimdi de, yeni dengeler doktrini etrafında toplanan Avrupa Birliği, küreselleşme ve yeni dünya düzeni öncülerinin, maksatları ve hedefleri aynı, lakin adları değişik siyasetlerle bizi hırpalamaya devam ettiklerini görüyoruz. Tarih boyunca, Çin oyunu, Bizans oyunu ve Rus oyunlarına şahit olmuş milletimiz, yaklaşık iki asırdan fazladır Batı oyunlarına muhatap olmaktadır; dolayısıyla, bin yıllık Anadolu topraklarını Bizanslaştırmak isteyen Batı dünyasının komploları bize hiç de yabancı değildir. Türkiye ve Türklük söz konusu olunca ortaklaşa hareket eden Rus ve Batı siyaseti, bölücü, ayrılıkçı PKK teröründen sonra, şimdi de, sözde Ermeni soykırımını bahane ederek, bizden yeni tavizler koparmak istemektedirler.

Bundan yaklaşık bir yıl önce bu kürsüden yaptığım konuşmada “bin yıllık Anadolu tarihimizde çok değişik topluluklarla beraber yaşadık, bir dünya devleti olarak, onlara liderlik yaptık, lakin, hepsini huzur ve güven ortamında yaşattık, aksini yapmış olsaydık eğer, bugün, Osmanlı Türk Devletinin, Cumhuriyet Türkiyesine devrinden sonra bu kadar değişik dil ve adla devletlerin ortaya çıkması mümkün olmazdı” demiştim.

Adaletli oluşumuz, birilerinin millet ve devlet olma kaynağı olmuşsa, nedir öyleyse bütün bu olanlar? İşte, politik yerimizin ve stratejik konumumuzun önemi ve bunlara ek olarak petropolitikaların ve hidropolitikaların bölgemizde odaklaşması, Türkiyemize yönelik tehditlerin adıdır. Ermeni meselesi

de, bu yüzden, bizi zayıflatmak ve küçük düşürmek için oynanan milletlerarası bir oyunun adıdır. Bizim göz ardı ettiğimiz, lakin, bu hasım ülkelerin göz ardı etmediği gerçek, işte, burada yatmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya jeopolitiğinin tam ortasında bulunan ülkemizin hemen yanı başında, Kafkaslar’da, Balkanlar’da ve Ortadoğu’da cereyan eden krizlerin neticesinde ortaya çıkan Bosna-Hersek, Azerbaycan-Ermenistan, İran-Irak, Rusya-Çeçenistan, Rusya-Afganistan, Irak-Kuveyt, Yunanistan-Makedonya, Mısır-Lübnan, Filistin-İsrail, Türkiye-Kıbrıs ve Yunanistan ilişkileri ve sıraladıklarımın çoğunda meydana getirilen savaşlar, ifade ettiklerimin gerçek tanımı ve tanığıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapandı)

BAŞKAN – Buyurun efendim, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen tamamlayın.

ABBAS BOZYEL (Devamla) – İhtilafların ve çok farklı siyasetlerin yaşandığı bölgemizde ise, tek lider Türkiye’nin oluşu ise, ayrı bir tarihi hakikattir. Doğudan ve batıdan gelen Türkiye hedefli tehditlerin tamamı, hep ülkemizi sunî gündemlerle meşgul ettirerek, gelişmesini, güçlenmesini ve yeniden lider ülke olmasını engellemeye yönelik Haçlı seferleridir. Dünya haritasındaki Türkiye fotoğrafı, çoklarının rüyasını kâbusa çevirmektedir; çünkü, dünyanın gelecekteki en stratejik maddesi olan su kaynaklarının damarı Anadolu’dadır. Kafkasya ve Ortaasya denilen Türkistan petrol ve doğalgazlarının dünya piyasalarına ulaştırılması Türkiye üzerinden gerçekleştirilecektir. İran ve Körfez petrollerine komşu ülkeyiz. Çok büyük bir ekonomik güç ve pazar olan Rusya ve Akdeniz havzasında yer almaktayız. Anadolumuz ve Boğazlar tarih boyunca ticaretin merkezi olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bozyel, mikrofonunuzu açayım; lütfen tamamlayalım efendim.

ABBAS BOZYEL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çeşitli kültürlere ev sahipliği yapan bir ülke olarak, aynı zamanda çok genç bir nüfusa, yeraltı ve yerüstü kaynaklara sahibiz. Balkanlarda her 5 kişiden birisi Müslümandır. Türkistan’da ve Kafkaslarda bağımsız onlarca Müslüman topluluklar ve Türk devletleriyle kucaklaşmışız. Daha çok sayacağım nice kozların tamamı bizim elimizdedir. Bize düşmanlık sergileyenlerin ise aklını başına alması gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küreselleşme adı altında dünya insanlığına, Avrupa Birliği adı altında geniş bir coğrafyaya sunulmak istenen, ortak mesuliyetli ve adil paylaşımcı oluşumlar, yerini düşmanlık, kin ve nefret üzerine oturtacak olursa, bundan en çok zararı kendileri ve maşa olarak kullandıkları Ermeniler görür. Tarihin gerçeklerini yalanla ve iftirayla kirletenler, gerçek yüzlerini, gitsinler Azerbaycan’da Karababa Hocalı katliamında görsünler. Öldürülen binlerce insanın mezarları ve onların utanç verici vesikaları oradadır. 1 milyondan fazla insan, en zor ve çetin şartlarda, açlıkla, yoklukla ve hastalıkla boğuşarak yaşamaktadır.

BAŞKAN – Sayın Bozyel, lütfen tamamlar mısınız efendim.

ABBAS BOZYEL (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

Rus, Fransız ve İngiliz ortaklı girişmiş bulundukları katliamın izleri birer canlı vesika olarak Anadolu’da durmaktadır. İnsanlarımızı diri diri yakmışlardır. O katliamlar için yakılan ağıtlar, bizim ninnilerimiz olmuştur. Lakin, biz, tarihin bir döneminde uğradığımız bu zulümleri, içimizde bir kin ve intikam duygusuyla yaşatmadık; lakin, en büyük hatamız, onları hatırlamadık ve dünya insanlığına da hatırlatmadık. Bu vesileyle, Anadolu topraklarını Batı Ermenistan toprakları olarak kendi anayasalarında gören Ermenileri ve Avrupa’yı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bozyel, efendim lütfen tamamlar mısınız; 3 dakika oldu, bu 4 üncü dakika için, mikrofonunuzu son defa açıyorum.

Buyurun.

ABBAS BOZYEL (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum; sözümü tamamlıyorum, sizin durumunuza da saygı gösteriyorum; ama, böyle çok önemli bir meselede üç defa sözümü kesmeniz, zannediyorum, herhalde değişik bir anlamaya yol açar.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Efendim, gündemdışı üçüncü söz, yine Ermeni soykırımı oylamaları ve dışpolitikalarımız hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Agâh Oktay Güner’e aittir.

Buyurun Sayın Güner. (ANAP sıralarından alkışlar)

AGÂH OKTAY GÜNER (Balıkesir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu akşam, hepimiz derin bir acı ve yeisi bölüşüyoruz. Aslında, Demokles’in kılıcı gibi hiç tepemizden eksik olmayan terör belası, bugün Diyarbakır Emniyet Müdürümüz Gaffar Okkan ve 5 arkadaşını da şehit etti.

Değerli arkadaşlarım, bunlar, basit olaylar değildir. Amme hukuku feylesoflarının vazgeçilmez tezi şudur: Bir ülkede her türlü kanunsuzluğu yapabilirsiniz; ama, o ülkenin polisinin tek düğmesine dokunduğunuz an, eliniz mutlaka kırılır, kırılmalıdır. Türkiye’nin demokrat olması, Türkiye’nin insan haklarına saygılı olması, Türkiye’de Türk polisini, bazı çevrelerin -beni bağışlayınız- hor görmesine sebep olabilmektedir ve onlara cüret vermektedir. Fransa’ya gidiniz, Fransız polisine 3 metreden öte yaklaşamazsınız. Üzeri fevkalade mücehhezdir; sırtında yağmur yağıyorsa yağmurluğu, kışsa kalın kürkü, ayağında kalın şayak pantolonu, çizmesi, 3 metre yaklaşır yaklaşmaz “a votre service” der; hizmetinizdeyim. 3 metreyi aştığınız an vurur. Amerika’da polis düdük öttürür; arabanızı durdurursunuz, ellerinizi direksiyona dayarsınız. Polis pencereyi aç demeden açarsanız, yine, kurşunu yersiniz; ama, bu memlekette, polise bağırılır, polise hakaret edilir; trafik cezası yazdı diye, herkes, bir arkadaşımız gibi örnek davranışta olmaz, polisi hor görür; bunlar, acı şeylerdir.

Bu kurşunlar, bana göre, Yüce Meclisin bağrına sıkılmıştır, hepimize sıkılmıştır. (Alkışlar) Çok rica ediyorum, hükümetten çok rica ediyorum, bu istikrar programında, çalışanları, öncelikle emniyet güçlerini insan gibi yaşatacak şartları getirin. Bir istikrar programı, eğer, o programı uygulayan kamu görevlilerinin maddî ve manevî huzurunu sağlamıyorsa, peşin peşin mağlubiyete mahkûmdur.

Polislerin feryatlarını duyalım. Türkiye’de polis niye yürüdü?! Neden, her gün bir arkadaşını toprağa veren bu vatan evlatları yürümek lüzumunu duydular? Arkadaşlar, devlet yönetimi, siyaset, sezgiyi elzem kılar. Eğer, siz, toplumdaki gelişmeleri sezemiyorsanız, toplumun taleplerine sağır kalıyorsanız, o zaman, bir büyük dalga sizi aşar; nerelere götürür bilmem…

Sayın milletvekilleri, ben, 1979 senesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsüne çıktım ve dedim ki: Sayın liderler, ne olur, hiç olmazsa, terör konusunda kendinizi aşınız, bir masanın etrafına geliniz -o gün beni dinleyen arkadaşlarımdan birisi burada- aksi halde, bu çatı tepemize yıkılacak ve bunun altında kalacağız. Şimdi, size çok açık söylüyorum, polise, subaya, devlete yapılan tecavüze, eğer, biz, gerekli hukukî ve maddî tedbiri alıp karşılık veremezsek, bir gün, bu dalga, bu rejimi temelinden yıkar. Rejimler, hukuk düzeni ve hukuku koruyan ciddiyetle, otoriteyle ayakta dururlar. Dünyanın hiçbir yerinde, devletin, bugün Türkiye’de olduğu gibi laçka olduğu görülmemiştir. Anayasa Mahkemesine büyük saygım var, Sayın Başkanına da saygım var; ama Yüce Meclisin çıkarmayı düşündüğü bir kanun tasarısını, Anayasa Mahkemesi, Sayın Başbakana gelip istifa tehdidiyle karşılıyorsa, Sayın Başbakana yakışan “buyurun istifa edin” demektir. (ANAP, FP ve DYP sıralarından alkışlar)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye’nin hukuk kadroları her zaman Anayasa Mahkemesini doldurur; ama, siz diyemiyorsunuz; çünkü, siz MİT’in başındaki zat konuştuğu zaman onu alkışladınız. MİT Başkanının konuşma hakkı ve hürriyeti yoktur. MİT Başkanı rapor hazırlar, Sayın Başbakana verir. Onun için büyük bir fedakarlıkla, her türlü özel şartına rağmen Başbakanlığı omuzlamış olan Sayın Ecevit’ten, Türkiye Cumhuriyetinin ciddiyetini, ağırlığını, vakarını öncelikle kamu kurumlarına karşı hissettirmesini rica ediyorum. Devlet, Kızılay değildir arkadaşlar. Devlet merhamet kurumu değildir; devletin hukuku vardır, devletin otoritesi vardır, devletin ağırlığı vardır.

Şimdi soruyorum buradan hükümete. Ermeni olayları kampana çalarak Fransa’da geldi, Paris’teki sayın büyükelçi ne yaptı? Hükümete hangi raporu verdi?..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum efendim. Lütfen…

Buyurun.

AGAH OKTAY GÜNER (Devamla) – Sağolun Sayın Başkan. Zaten büyük hoşgörünüzle söz aldım.

Bu hariciye zihniyetini değiştirmek lazım, klasik hariciye zihniyetiyle bir yere varamayız arkadaşlar. Şimdi, bakınız, biz kendimizi anlatamıyoruz, kendimizi tanıtamıyoruz. Dün burada söz alan değerli arkadaşlarım ve benden önce konuşan kıymetli milletvekilim Ermeni terörünü çok güzel anlattılar.

Yalnız, ben, size bir hatıra nakledeceğim. Ticaret Bakanıyım, Macarlarla bütün görüşmeleri bitirdim, nereyi görmek istersiniz dediler, Estergon’a gidelim dedim. Estergon Kalesini ziyaret ettik. Yanda bir müze var, muhteşem bir kiliseyi müze yapmışlar. Macar bakan elimi tuttu, hızla, beni götürmek istedi bir yerden; bir dakika durun dedim, döndüm, lütfen itimat buyurun, arkamdaki duvarın yarısı kadar bir duvar, aydınlatılmış, Hazreti İsa çarmıha geriliyor, yeniçeriler çivi çakıyor, bir Osmanlı paşası da emir veriyor… Dedim ki; “sayın bakan, bu ne yalancılık, bu ne utanmazlık, bu tabloyu kim astı buraya?” “Estergon Şehrinin 900 üncü Kuruluş Yıldönümünde Papa hediye etti” dedi.

Değerli arkadaşlarım, işte o zihniyettir bugün bizi dünyada yalnız bırakan. Bizim kültür ateşelerimiz ne yapıyor, bizim büyükelçilerimiz ne yapıyor, bizim bu konuda yayınlarımız nerede?!

Değerli arkadaşlarım, bu Meclis, tarihî bir sorumluluk taşıyor. Çok açık konuşuyorum, dünya üzerinde, Türkiye, Ermeni oyunlarıyla yalnız bırakılmak isteniyor. Bu oyuna gelmemeliyiz. Bugün Fransa’ya boykot, yarın İngiltere’ye boykot; neredeydik biz, değerli arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosundan, 15 üyenin bulunduğu Avrupa Parlamentosundan “Ermeni soykırımı yapılmıştır” kararı çıktığı zaman?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Müsaade buyurursanız…

BAŞKAN – Açıyorum mikrofonunuzu Sayın Güner, lütfen tamamlar mısınız efendim.

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Emredersiniz…

Bu karar çıktığı zaman Türkiye neredeydi arkadaşlar?! Avrupa Parlamentosundan çıkan karar, Fransa’dan çıkandan çok önemlidir.

Değerli Başkan, onun için, izninizle, tekliflerimi arz etmek istiyorum, hoşgörünüzü istirham ediyorum.

Şimdi, bakınız, Sayın Dışişleri Bakanı, bir gerçeği görmüyor; şu anda, bizim, Amerika Birleşik Devletlerinden başka dostumuz kalmamış. NATO’daki bütün müttefiklerimiz, Avrupa Savunma Güvenlik Sistemine geçilirken, Türkiye’ye dur diyorlar, bir tek şartla gel diyorlar; aynen gümrük birliğinde olduğu gibi, gümrüklerini açtı Türkiye, Avrupa’nın serbest pazarı oldu, tek kuruş fon ödemediler, şimdi de diyorlar ki, asker ver; ama, aynen gümrük birliğinde olduğu gibi, karar organlarına katılma. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Türk Milletinin bu oyuna evet demesi mümkün değil. Bir tek kim kalmış; Amerika kalmış, Dünya Bankasıyla müzakerelerde ağırlığını koymuş, IMF’de yardımcımız olmuş. E, Amerika’yı rahatsız eden ülkelerin başında Küba geliyor, Irak geliyor; ambargo uyguluyor bunlara. Tam, Amerika’da iktidar değişirken, biz buraya büyükelçi tayin ediyoruz. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’yi tamamen yalnız bırakacak bu stratejilere, Dışişleri Bakanlığımız bu oyunlara gelmemelidir. Bunlar, çok ciddî hatalardır.

Ankara’da, acele -Tarih Kurumu mu olur, bir vakıf mı olur- bir kongre toplamalıdır. Erivan davet edilmelidir ve dünya televizyonlarına, dünya gazetelerine, “Ermeni tezini destekleyen bütün ilimadamlarını davet ediyoruz; ne kadar belgeleri, ne kadar bilgileri varsa alıp gelsinler” denilmelidir. Bunların balonları, Ankara’da, uluslararası bir kongrede patlatılmalıdır.

Devlet, elindeki bütün dokümanlarla bir “Ermeni zulüm müzesi” açmalıdır, hâlâ bunu açama-dık. Yüzbinlerce şehit edilmiş insanın mezarları, fotoğrafları, dokümanları vardır. Sayın Meclis Başka-nından istirham ediyorum, 20 nci Asrın başında, Romanyalı Diplomat Trandafir Djuvara’nın yazdığı, Paris’te, yabancıların, ben fotokopisini aldıktan sonra yok ettiği kitabın fotokopileri Millî Kütüphane-dedir “Osmanlı İmparatorluğunun Taksimi Hakkında 100 Proje (Cent Projets Sur de Partage de l’Empire Ottoman)” bunu tercüme ettirip bastırırsa, bizim nereden nereye getirildiğimizi ve nereye götürülmek istendiğimizi gösterecektir. Kültür şahsiyetinden emin olduğum Sayın Meclis Başkanı, bu eseri, eğer Meclisin yayını olarak çıkarırsa, millete büyük hizmet yapmış olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Güner, lütfen…

AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Topluyorum efendim.

Ciddî, tutarlı dokümanlarla, o milletlerin dizinde yazılmış dokümanlarla, cep kitabı niteliğinde belgelerle Parlamentonun dostluk grupları derhal dünyaya yayılmalıdır. Dünya parlamentolarına haki-kat anlatılmalıdır ve vatan çocukları, sosyal bilgiler okuyarak unuttukları tarih şuurunu, ilköğretim ve liselerde ciddî tarih bilgisiyle bu konuları öğrenerek yetiştirilmelidir.

Elbette büyük milletiz, elbette büyük güçlükleri aştık, bunu da aşacağız; ama, gönlüm şunu is-tiyor: En az yarayla, en az yıpranmışlıkla.

Şehitlerimize Cenabı Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum efendim. (ANAP, MHP, FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güner.

Gündemdışı konuşmalara, hükümet adına, Devlet Bakanı Sayın Şükrü Sina Gürel cevap verecek. (DSP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

DEVLET BAKANI ŞÜKRÜ SİNA GÜREL (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; bugün, hepimizi üzen, derinden yaralayan bir olayla karşı karşıya olduğumuz halde, bu toplantıyı yapıyoruz. Ben, öncelikle, rahmetli Gaffar Okkan’a, öteki şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabır diliyorum, bütün ulusumuza baş sağlığı diliyorum. Biz, elbette, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan bütün üyelerin tek tek ve birlikte gösterdikleri duyarlılığı sürdürerek ve güvenlik güçlerimizin bütün üyelerinin ve bütününün azim ve gayretiyle, elbette, terörle mücadelemizi, şimdiye kadarki kararlılığımızla, bundan sonra da sürdüreceğiz.

Değerli arkadaşlar, yine, gündemdışı söz alarak, bu konuya değinen değerli milletvekillerine, hükümetim adına çok teşekkür ediyorum; hepimizin duygularını, düşüncelerini dile getirdiler ve hepimizin kararlılığını dile getirdiler. Yine, başta Sayın Agâh Oktay Güner olmak üzere, bu konuya değinen sayın milletvekillerine şunu da belirtmek istiyorum ki, elbette ve çok şükür, büyük devlet

adamı, uzlaşmanın, kararlılığın sembolü Sayın Bülent Ecevit’in Başbakanlığındaki bu hükümet, bundan sonra da terörle mücadeleyi, ulus adına, en büyük kararlılıkla sürdürecektir. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Abbas Bozyel’e de

teşekkür ediyorum; çünkü, yine hepimizin duyarlı olduğu bir önemli konuyu ve bugünlerde Fransa’yla ikili ilişkilerimizi tehdit etmekle kalmayıp, aynı zamanda, belki de bütün Batı dünyasıyla, özellikle Avrupa’yla, bundan sonraki ilişkilerimizi de etkileyebilecek kadar önem kazanan sözde Ermeni soykırımı iddialarını tekrar bu kürsüden dile getirip yerdiği için kendilerine teşekkür ediyorum ve bu konunun ne kadar duyarlı bir konu olduğunu, yeniden, hep birlikte değerlendirmemize de bir vesile sağladığı için kendilerine teşek-kür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Fransa’da yeni bir süreç başladı. Bu sözde Ermeni soykırımı iddiala-rı, şimdiye kadar parlamentolardan geçirilen kararlarla, yalnızca belirli bir yönelişin, belirli bir eğilimin ifadesi olarak ele alınırken, şimdi, Fransa’da, bu, bir yasa konusu yapılıyor. Zaten Fransız Anayasasına göre de Parlamentonun karar almasına imkân yok, ancak bir yasa çıkarabiliyor. Dolayısıyla, bu da, sözde Ermeni soykırımını Fransa’nın tanıdığına ilişkin bir yasa haline gelecek; eğer Fransa’da, bundan sonra, sorumlular sorumlu davranıp, basiretli davranıp bu süreci durdurmazlarsa ve bu yasanın çıkmasına olanak sağlarlarsa.

Bu yasalaşırsa ne olacak? Bunun anlamı şudur değerli arkadaşlar. Tıpkı, Avrupa’nın çeşitli ülkele-rinde yürürlükte olan bir yasa örneği gibi, Fransa’da, bundan sonra, bu sözde Ermeni soykırımının tarihte yer almadığı ve tarihsel gerçeklerin bunu doğrulamadığı konusunda bir düşünce ifade etmek, Fransız yasa-larına aykırı davranmak demek olacak. Tıpkı, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde geçerli olan Yahudi soykırı-mıyla ilgili ve bu gerçeği inkâr etmeye yönelik davranış ve sözlerin yasalara aykırı olacağı gibi, şimdi, Fransa’da, sözde Ermeni soykırımı da, âdeta, yasaların himayesine sokulmuş olacak.

Bu, tabiî, bir tarihsel gerçeğin, bir siyasal kararla saptırılması ve bir egemenlik alanında tartı-şılmaz hale getirilmesi anlamına gelecek. Bu da, tabiî ki, bizim, şimdiye kadar, o Büyük Fransız Dev-riminden bu yana, uluslararası alanda, yalnız demokrasinin değil, aynı zamanda düşünce ve araştırma özgürlüğünün de gelişmesinde önderlik yapmış bir kültürün, bir ulusun, düşünce özgürlüğünü, araştır-ma özgürlüğünü nasıl kısıtlayabildiğini de görmemize olanak sağlayacak; ama, bu, yalnız Türk – Fran-sız ilişkileri açısından değil, aynı zamanda, Fransa’nın, şimdiye kadar yerleşmiş olan imajı, görüntüsü bakımından da çok vahim sonuçlar verecek.

Sayın Başkan, değerli üyeler; düşünce özgürlüğü, bir yerinden zedelenirse, bütünü zedelenmiş olur. Araştırma özgürlüğünü bir konuda kısıtlarsanız, aslında bütün araştırma özgürlüğünü kısıtlamış olursunuz ve Fransa, işte, bu yasayı kabul ederek, sonuna kadar götürerek, aslında bunları yapmış ola-cak ve o zaman, acaba, Fransız dostlarımız ve Avrupalı dostlarımız, dönüp, bize, nasıl başka şeyler söyleyebilecekler ve nasıl, başka telkinlerde bulunabilecekler? Onu ben merak ediyorum.

Bir ikincisi de: Tabiî ki, şimdiye kadar, Fransız sorumlular, örneğin, Fransızların Cezayir’de girişmiş oldukları ve kendi belgeleriyle de kanıtlanan, kendi araştırmacılarının da kanıtladığı ve belirt-tiği katliamı “bırakın tarihçiler incelesin, bunu bir siyasal mesele haline getirmeyelim” diyebilirken, nasıl bir ikiyüzlülükle, şimdi, aslında çok tartışmalı olan ve bizim belgelerimize göre de, eminim, Fransız arşivlerinde bulunan belgelere göre de hiçbir şekilde soykırım olarak adlandırılamayacak bir savaş hali olayını, nasıl bir ikiyüzlülükle şimdi bir siyasal karar konusu yapabiliyorlar, onu da sorma-mız gerekir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; üstelik, hepimiz biliyoruz ki, soykırım, yani, bir ırkın sistematik bir şekilde yok edilmesi fiili bir Batılı kavramıdır ve şimdiye kadar, Asya’da, Afrika’da ve Latin Amerika’da, hep Batılı sömürgeciler tarafından uygulanmış bir insanlık suçudur. Bizim tarihimizde, böyle bir insanlık suçu yoktur; utanılacak, insanlığa karşı işlediğimiz hiçbir suç yoktur. Bunu, defalarca ve çok çeşitli yerlerde işlemiş olanlar, örneğin Madagaskar’da, örneğin Cezayir’de, örneğin Afrika’nın çeşitli yerlerinde işlemiş olan Fransızlar utansınlar; bizim, utanacak hiçbir suçumuz yok. (Alkışlar) Örneğin, Avrupa’da, son yüzyılın en büyük katliamını, en büyük soykırımını, Yahudi soykırımını gerçekleştirmiş olan Almanlar ve onlar kadar bu işe suç ortaklığı yapan öteki Avrupalılar utansınlar yaptıklarından. (Alkışlar) Acaba, şimdi, kendi suçluluklarını ve suçluluk duygularını yaygınlaştırmak için ve hafifletmek için mi bizi böyle bir tarihsel insanlık suçunun müsebbibi ilan etmeye çalışıyorlar, sorumlusu ilan etmeye çalışıyorlar. Tabiî ki, bir de bunun psikolojik yanına bakmak gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli üyeler; şimdi, yıllarca önce, bir savaş halinde, düşmanla işbirliği yaptığını gizlemeden, 40 000 komitacıyla ve düşman ordularına verdiği 150 000’den fazla askerle kendi devletini arkadan vurmaya çalışan bir unsurun giriştiği işi, dönüp dolaşıp, Türk Ulusunun işlediği bir suç olarak göstermeye çalışanlar, daha, geçen on yıl içerisinde, 20 nci Yüzyılın son on yılı içerisinde, Avrupa’nın ortasında, Bosna’da 200 000 kişi katledilirken ve asıl orada bir soykırım gerçekleştirilirken neredeydiler, ne yapıyorlardı; akılları tarihte mi kalmıştı, yoksa, gündelik siyasette mi? (Alkışlar)

Sayın Başbakanımız da bugün belirttiler. Bizim tarihimizde böyle bir insanlık suçu yoktur ve bize böyle bir suç isnat etmeye kalkışanlar kötü niyetle davranıyorlar ve bizim dostluğumuzu değil, bundan sonra, herhalde, karşıtlığımızı, bizim bundan sonraki tepkilerimizi davet ediyorlar. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli üyeler; şimdiye kadar, hükümetimiz her düzeyde girişimde bulunmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız muhatabına yazmıştır. Sayın Başbakanımız muhatabına iki defa yazmıştır. Sayın Dışişleri Bakanımız muhatabı yönünde girişimlerde bulunmuştur. Yurt dışındaki vatandaşlarımız -ki, böyle bir yasayla en çok onların düşünceleri ve onların özgürlükleri kısıtlanmış olacaktır- gerekli girişimleri, gerekli protestoları şimdiye kadar yapmışlardır ve bizim şimdiki beklentimiz, yasal süre içerisinde, Fransa’nın Sayın Cumhurbaşkanının ya da Fransa’nın Sayın Başbakanının, gerekli girişimi yapması, bu süreci durdurması, yani Fransız Anayasa Konseyine, Anayasa Mahkemesine bu konuda başvurmasıdır. Bu, yalnız Türk-Fransız ilişkilerini kurtarmak için değil, aynı zamanda Fransa’nın uluslararası alandaki imajını, görüntüsünü kurtarması için de gereklidir ve biz, bu son hatırlatmayı bir kez daha yapalım; bundan sonra da umalım ki, ne Türk-Fransız ilişkileri zarar görsün ne bölge barış ve güvenliği zarar görsün ne de dost bir ulusun şimdiye kadar pek çoğumuzca örnek kabul edilen ileri anlayışları zedelensin, imajı zarar görsün.

Bu duygu ve düşüncelerle, yeniden, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (Alkışlar)

……………

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşlarına geçiyoruz.

Bir Meclis araştırması önergesi var, okutacağım. Ancak, önergenin uzun olması sebebiyle, Kâtip üyenin sunuşlarını oturarak okuması hususunu değerli oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Fransa gibi ülkeler tarafından son günlerde gündeme getirilen “sözde Ermeni soykırımı iddiaları” üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortak tepkisini ve tavrını belirlemek, mevcut durumdan Türkiye’nin menfaatlarını koruyarak ve güçlendirerek çıkmasını sağlamak amacıyla neler yapılabileceğinin tespiti ile bütün millî davalarda olduğu gibi, bu

konuda da, ülke olarak kararlılığımızın bir kere daha orta yere konulabilmesi için, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1- Musa Uzunkaya (Samsun)

2- Ramazan Toprak (Aksaray)

3- Sait Açba (Afyon)

4- Mehmet Çiçek (Yozgat)

5- Eyüp Fatsa (Ordu)

6- Faruk Çelik (Bursa)

7- Musa Demirci (Sıvas)

8- Mahmut Göksu (Adıyaman)

9- Zeki Ünal (Karaman)

10- Kemal Albayrak (Kırıkkale)

11- M.Zeki Çelik (Ankara)

12- Metin Kalkan (Hatay)

13- Şeref Malkoç (Trabzon)

14- Hüseyin Karagöz (Çankırı)

15- Eyyüp Sanay (Ankara)

16- Bekir Sobacı (Tokat)

17- Şükrü Ünal (Osmaniye)

18- Nurettin Aktaş (Gaziantep)

19- Mustafa Geçer (Hatay)

20- Mehmet Altan Karapaşaoğlu (Bursa)

Gerekçe:

Rus işgali altında Osmanlı topraklarında yaşayan ve aynı zamanda Osmanlı tebaası da olan Ermenilerin, Ruslarla işbirliği yapması ve kendi ülkelerine karşı ihanet ve isyana girişmiş olmaları sonucunda, bu kişilerin yurt içinde bazı bölgelere zorunlu sevkleri sürecinde soykırıma uğratıldıkları iddiaları karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak nasıl bir tavır ortaya konulmalıdır?

Bugüne kadar, bazı ülkelerin parlamentolarınca alınmış bulunan soykırımla ilgili kararlar, ne ölçüde ciddiye alınmalıdır? Türkiye’nin, bu kararları tüm sonuçlarıyla birlikte yok sayma ve reddetme hakkı ve imkânı var mıdır?

Başka ülkeler tarafından da benzeri -hatta, tazminat öngörülebilecek- kararların alınmaması için neler yapılmalıdır?

Alınmış ve alınması muhtemel kararlar, tarih boyunca çok hassas dengelerin söz konusu olduğu bölge devletlerini ve müesses nizamlarını ne ölçüde etkileyecektir?

Ülkeler arasında iyi ilişkilerin tesisi ve devamlılığı, oldukça zor ve özen gösterilmesi gereken bir husus iken, Ermeni meselesi gibi hassas bir konuyu kaşıyarak gündeme getiren ülkeler, hangi çıkarları uğruna, Türkiye’yle olan ilişkilerini tehlikeye atmayı göze alabilmişlerdir? Onbeş yıldır süren PKK terörünün bitme noktasına gelmiş olması, Türkiye tarafından Ermenistan’a karşı uygulanan ambargo, Avrupa Birliği sürecinde son dönemde her alanda yaşanan uyumsuzluk görüntüleri, bu kararların alınmasına ne ölçüde etkili olmuşlardır?

Türkiye, hiçbir zaman işlemediği bir suçtan dolayı, hak etmediği bir konuma itilmek ve emperyalist güçler tarafından bölgede yeni bir oyun tezgâhlanmak mı istenmektedir?

Bugün gelinen noktada, hükümet, Dışişleri Bakanlığı, Millî Güvenlik Kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi, YÖK; sivil toplum örgütleri, geçmişte yaşanan ihmal ve duyarsızlıklarını bir tarafa bırakarak, bu konuda etkin bir eylem planı ortaya koyabilecekler midir? Bu planın hedef kitle ve ülke tespitleri, ne şekilde yapılacaktır?

Tarihçilerin ve bilim adamlarının, ulusal ve uluslararası arşivlerde konu hakkında ortak çalışmaları başlatmaları, sempozyumlar düzenlemeleri, hatta ülkemiz ile Ermenistan arasında iyi komşuluk ilişkilerinin tesisi, konunun çözümünde ne derece yararlı olacaktır?

Ülkemiz aleyhine bu kararları alan ülkelerin Türkiye’de faaliyet gösteren şirketleri ya da ortak yatırım şirketleri, bu süreçte nasıl bir görev üstlenecektir; konunun çözümünde ne ölçüde katkıları sağlanabilir? Bu konuda, ithalat, tek başına etkin bir caydırıcılık kabiliyetine sahip midir?

Fransa’nın destek ve himayesinde, bölge ülkelerinde faaliyet gösteren, İran rejimi muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü üzerine, Türkiye tarafından muhtemel uygulanacak bir tazyik, Fransa için ne ölçüde caydırıcı bir unsur olacaktır?

İtalya, Fransa ve ABD’deki Ermeni lobisi ve diasporasının, o ülkeler nezdindeki etkinliği düzeyinde bir Türk lobisi oluşturulması için nelerin yapılması gerekiyor?

Ermenistan Devletinin, sözde soykırım iddialarının Batılı ülke parlamentolarında gündeme getirilmesinde ve Türkiye aleyhine kararların çıkmasında açık ya da gizli bir baskısı söz konusu mudur? Bu yönde bir baskının tespiti halinde, soykırım yapıldığı iddia edilen 1915 yılında Ermeni komitacıları tarafından katledilen 248 000 Müslümanın ve 1973-1984 yılları arasında Ermeni terör örgütü ASALA tarafından katledilen 50 Dışişleri görevlimizin katlinden sorumlu tutularak, Ermenistan

aleyhine ve yine, Çukurova Bölgesinde, kendi himayesinde bir Ermenistan devleti kurmak gayesiyle, civarda yaşayan Ermenileri ve Fransız üniformalı Ermeni güçlerini kullanarak, korumasız Müslüman Türk Halkına karşı başlattığı mezalim ve katliamlardan ve Cezayir’de gerçekleştirdiği yüzbinlerce Cezayirlinin soykırımından sorumlu tutularak, Fransa hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, tazminat talebini de içerebilecek kararların alınmasını temin edecek bir çalışma ortaya konulmalıdır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: